KURDİSTANÎ HAREKETLERİN BAĞIMSIZLIK İÇİN BİRLİKTE HAREKET ETMESİ GEREKİR

0
547

Kurdistanî bir siyasi hareket diğer Kurdistanî siyasi hareketleri suçlarken ya da onları Kurdlükten uzak gibi göstermeye çalışırken; aslında kendi kusurlarını, yetersizliklerini ve Kurdlükten uzaklaşmışlıklarını örtbas etmek istiyorlar. Halbuki Kurdistanî siyaset yürüten bir hareketin, farklı bir Kurdistanî siyasi hareketi rencide etmesi ve etkisizleştirmeye çalışması özünde kendilerini etkisizleştirmeye çalışmasından farksızdır. Bunun anlaşılması lazım.
Ulusal çıkar, ulusal birliği gerektirir. Farklı siyasi partiler olabilir, olmalıdır. Bir siyasi anlayışın demokratik çerçevede müşterek hedefleri bağımsız devlet olmalıdır. Bu olmadıktan sonra kendi yetersizliklerini bu çerçevede gidererek eksikliklerine odaklanmaları gerekir. Diğer bir Kurdistanî siyasi harekete saldırmaları kendilerine bir yarar getirmez. Eğer siz Kurdistan’ın bağımsızlığı için çalışıyorsanız ve bu sizin kusurunuz olarak görülüyorsa, esasen bunu kusur gibi göstermeye çalışanlar kusurludur. Bu gerçeği de kabul edelim. Siz kendiniz Kurdistan’ın bağımsızlığı için mücadele etmiyorsanız; Kurd ulusunu yok etmeye çalışan, her gün kan akıtan ve kaynaklarımızı gasp eden sömürgeci işgalcilere hizmete yönelik bir siyaset yürütüyorsanız sizin kendinizi düzeltmeniz gerekir.
Kurdistanî diğer siyasi hareketlere de bakın. Biz bunu yapıyoruz bari siz de Kurdistan davasına zarar vermeyin.

Sizin Kurd ulusuna verdiğiniz hizmet nedir? Siz bireysel olarak kendi kardeşinizin, aile bireylerinizin ya da iş ortağınızın malına göz dikebilirsiniz. Tehditle veya yobazlıkla kendinize daha fazla kazanım elde edebilirsiniz. Bu; bireycilik, bencillik, fırsatçılık veya yobazlık diye tabir edilir. Eğer siz Kurd ulusunun bağımsız devletinin olmasını, topraklarının tamamının birleşmesini ve Kurd ulusunun bir toprak parçasının üzerinde beraber yaşamasını hedefleyen çalışmalar yürütmüyorsanız aksine bu şekilde yürütülmesine karşı çıkıyorsanız sizin tutumunuz da, duruşunuz da ihanettir!
“Biz diğer siyasi hareketten daha iyiyiz, daha güçlüyüz, daha büyüğüz.” şeklinde bir hareket bencilliği aşar, ihaneti kapsar. Bu da bir gerçektir.

Böylesi davranışlar Kurd û Kurdistanî davaya zarar verir.
Evet, bağımsızlık istemek, Kurdistan’ın tamamını birleştirme çalışmasını yürütmek elbette zordur. Kurdistan davası, kolay bir dava değildir. Geçmişte bizim büyüklerimiz maalesef bizim yaşamımızı, topraklarımızı, kimliğimizi ve geleceğimizi işgal güçlerinin eline bırakmışlar. Bana ağa desinler, bana bey desinler, bana paşa desinler gibi gereksiz şeylere aldanmışlardır. Maalesef, bugün de bunu görüyoruz. Kuzey Kurdistan topraklarında bile binlerce ağalarımız ve beylerimiz var. Büyük şirketlerimiz var. Kendi ellerindekini çevreleriyle paylaşmaktan hoşlanan insanlarımız var. Bu ağalarımız, beylerimiz, dindar insanlarımız, cemaatlerimiz, büyük şirket sahibi olan insanlarımız var. Bunlar bireysel davranışlardır. Bunlar Kurdistan’ın ve Kurd davasının geleceğini belirleyemezler. Onların da kendilerine gelmeleri gerekir.
Bunları yapmak iyi, hoş ama ulusal davamıza da sırtımızı dönmeyelim. Bu gerçekten çirkin bir davranıştır. Eğer Bİ NAVÊ XWEDAN KURDİSTAN inancıyla çalışırsak, boyun eğmezsek, teslimiyeti kabul etmezsek, kanımızı akıtan ve zenginlik kaynaklarımızı gasp eden bu barbar işgalcilere de; biz bu yaptıklarınızı kabul etmiyoruz ve reddediyoruz demeliyiz. Topraklarımızdan defolup gideceksiniz söylemeni, pratik uygulamayla birleştirirsek, bizim önümüzde duramazlar. Esasen güçlü olan biziz. Çünkü haklıyız. Onlar güçlü değiller, korkaktırlar. Onun için bütün güçlü silahlarla kendilerini donatıyorlar. Çünkü korkuyorlar. Biz, hak sahibiyiz. Bunlar bizim evimizi, welatımızı zorla işgal etmiş yamyamlardır. Leş kargalarıdır, vampir kılıklı pislik insanlardırlar. Bakın 6 yaşındaki çocuğunu, babası bizzat kendi yandaşına veriyor. Bunlar da ahlak yoktur. Din de yoktur. Bu insanlar yeter ki; biz Türk’üz deyin, sonra ne halt ederseniz edin, diyorlar. Bu bir gerçektir. Biz Kurdlerin kültüründe bu yoktur. Bugün biz Türk’üz diyerek, bir terör devletini başımıza bela eden yapıdır. Bu tür çirkinlikleri dağıtan ve bazı insanlarımızı da kendileri gibi böyle çirkinleştiren yapı budur.
Benim rahmetli dedem derdi ki; bir insanın en zor günü kapısına bir yabancı gelip ekmek istediği zaman, eğer o evde yabancıya, o muhtaç insana ekmek verecek durumda değilse, o insan için dünyanın en zor günü o gündür. Bizim kültürümüz budur. Biz olmayana sahip çıkarız. Olmayana destek oluruz, yardımcı oluruz. Bizim kültürümüz, geleneğimiz ve bizim soyumuzun asaleti bunun üzerine kuruludur. Yapamadığımız zaman da kendimizi incinmiş sayarız. Bunları biz kendi büyüklerimizden öğrenebiliriz. Birçok insanımız kültürel farklılıkları anlatmalıdır.
Bizim insanımızın kadına bakış açısı da bugün birilerinin çarpıttığı gibi değildir. Binlerce yıldır Kurdistan literatüründe, Kurdistan kültüründe ve Kurdistan’ın atasözlerinde kadınlara verilen değer ortadadır. Kurd atasözlerinin birinde deniyor ki; ‘‘Şêr şêre, çi jine çi mêre’’ Aslan, aslandır. Kadını, erkeği de ne demektir?
İslamiyet’in Kurdistan topraklarını işgal etmesiyle kadının dövülmesini ve diğer taraftan kadın haklarının tamamen annesini babasına bırakılması veya aileden erkeklere bırakılması İslamiyet ile Kurd toplumunun içine gelmiştir. Hala İslamiyet’le yönetilen Arap ülkelerinde kadın nüfusa kayıtlı bile değil. Babasının kızı şeklinde tanımlanır. Evlendikten sonra da şu erkeğin eşi diye tanımlanır. Bunları biz söylemiyoruz. Bunlar İslamiyet’in bizim uygar toplumumuzun üzerine dayattığı ve bizim toplumumuzun uygar yapısına uymayan davranışlardır. Türkler’in, Türklük adına bizim welatımıza getirdikleri de; fuhuştur, alkoldür, soygundur, hırsızlıktır ve ihanettir. Bugün Türk tarihini gösteren bazı dizileri gördüğünüz zaman kadın kocanın aleyhindedir. Baba evladın aleyhindedir. Evlat babanın aleyhinde, kardeş kardeşin aleyhindedir. Bunlar bizim topraklarımıza gelmeden bu tür çirkeflikler aşağılanırdı.
Ben çocuktum, hatırlıyorum. Licê’de bir insan Licê’nin dışında bir yerde birini dolandırmıştı. Onun dolandırdığı insanlar Licê’ye gelmiş. Bu adam başkasının hakkına tecavüz etti diye halk o adama selam bile vermiyordu. Bizim kültürümüz, geleneklerimiz bile Kurdlük adına yok edilmeye çalışıldı. Bu yapılırken bazı insanlarımız da welatımızı işgal eden bu soysuzlar tarafından çirkinleştirildi. Aslında bizim insanlarımız çirkef değildirler ama sonuçta ulusumuzun kurtuluşu için canını hiç düşünmeden feda eden insanlarımız var. On binlercesi var. Bunlar paralı askerler değiller. Türkiye’de terör devletinin uydurduğu yalanlar gibi bunları zorla dağa çıkarılmış insanlar değiller. Bizim kimliğimiz yok edilmesin diye, bizim welatımız işgal altında kalmasın diye, kendi bildikleri çerçevede mücadele etmek için canlarını feda ediyorlar. Benim bir gencim, bir yakınım veya bir insanım niye dağa çıkıp canını Türkiye’nin demokratikleştirmek için feda ediyor? Bu noktada bir kandırılmaktan söz ediyorsa ayrı bir şeydir. Ayrı bir olaydır. Biz Kurdler arasında bunun tartışılması gerekir. Hiçbir Kurd genci dağa çıkarken; ‘‘ben Türkiye’yi demokratikleştireceğim’’ diyerek canına feda edeceğim, demiyor. Benim ulusum yok olmasın, yok olmasına engel olacağım, diyor. Bunun için canım feda olsun, diyor. Bu emek üzerine kurulmuş olan gücün bu anlayışa hizmet için kullanılması gerekir. Bunları konuşmalıyız, tartışmalıyız. Canını feda eden insanlara Kurdlerin hepsi minnet borçludur. Bunu inkar etmek, kendi kendimize ihanet etmek demektir. Elbette ki benim bulunduğum şartlarda saatlerce konuşma olanağım yok. Bu olayları daha fazla uzatmanın da gereği yok. Ama gerçekçi olalım. Dürüst olalım. Kurdistan topraklarının tamamının Kurdlerin hepsinin bağımsız devlet çatısı altında yaşamalarını idame etmeyi her Kurd’ün özellikle de her siyasi Kurdistanî hareketin görevidir. Bundan şaşmayalım.