UYGARLIK MI BARBARLIK MI? YOLUNUZ NEREYE?

0
2439

Uygar Dünya devletleri geliştikçe, kendi vatandaşlarına daha çok fazla rahat ve huzurlu yaşamak için ortam hazırlarlar. Uygar Dünya devletleri içerisinde sorumsuz olan ülke yoktur. Uygar yasalarla yönetilen ülkelerin hepsinin yönetiminde sıkıntılı sorunlar vardır. Ancak, kendi ülkesi ve vatandaşı için sorun üreten devlet yönetimi yok gibidir.

Uygar devlet yapılanmasının oluşmadığı ülkelerden söz etmiyoruz. Siyasi, sosyal ve yasal olgunluğa ulaşmış, ekonomik kalkınmayı başarmış olan uygar hukuk devletlerinin yönetiyor olduğu ülkelerden söz ediyoruz. Böylesi olgunluğa ulaşmış olan ülkelerdeki devlet yöneticileri, sürekli olarak vatandaşının gereksinimlerini daha iyi karşılamanın, gidermenin gayreti-çabası içerisinde olurlar. Eksiklerini de gidermeye çalışırlar.
Ortadoğu ülkelerinin hepsi istisnasız olarak kendi vatandaşları arasında ayırım yaparlar.

İsrail’in hiçbir zenginlik kaynağı olmamasına rağmen, kendi vatandaşlarına olabildiğince sahip çıkar. Güvenli ve uygar yaşam koşullarını halkın çoğunluğunun beklentilerini temel alıyorlar ise de azınlığında hak ve hukukunu yasal güvenceyle korur. İbranice ve Arapça resmi dildir. İki dil de zorunlu resmi dil’dir. İsrail sınırları dahilinde bir buçuk-iki milyon civarında Arap nüfusu var. Filistin’in Gaza şeridi olan bölgesinde sınır boyunca duvar yaptılar.
İsrail’de yasa dışı yerleşim alanları var. Bunlar İsrail parlamentosu içerisinde de tartışılıyor.

Bir buçuk milyar nüfusa sahip Müslüman ülkeleri arasında bugün yalnızca sekiz milyon nüfusa sahip olan İsrail’de devlet yapısı en güçlü olandır. Eğitim düzeyi en yüksek, sağlık kurumları en çok gelişmiş bir devlet. Bu başarıları devlet’in yönetim şeklinden dolayıdır. Türkiye’de Sivas iline ölçüt yüz ölçüme sahip bu ülke, Ortadoğu’da örnek devlet yönetim yapısına sahiptir. Hiçbir Müslüman ülke devleti bu küçük yüz ölçüme sahip sekiz milyonluk Ortadoğu ülkesini hazmedemiyor. Hiçbir Müslüman ülke devleti, İsrail halkının geçmişte maruz kalmış oldukları baskıları hatırlamak istemiyor. Ortadoğu’nun bütün Müslüman ülkeleri İsrail’i tüm düzensizliğin sorumlusu olarak gösterip kendilerini ak pak(?) göstermeye çalışıyorlar.

İsrail 1948 yılında kurulmuş. Osmanlı İmparatorluğu ise 1923 yılında Lozan antlaşmasıyla resmen tarihten silindi. Osmanlı İmparatorluğunu tarihten silenler, İngiliz ve Fransız koalisyonu ve işbirlikçileri olan bugünkü Mısır, Lübnan, Suriye, Irak, Ürdün, Suudi Arabistan, Qatar, Bahreyn, Yemen, Birleşik Arap Emirlikleri ve de Türkiye’nin ilk yöneticileri Mustafa Kemal ve kuvai milliye’si. Doğru tarihi Türkiye’nin okul ve üniversitelerinin tarih derslerinden öğrenemezsiniz elbette.

Osmanlı İmparatorluğuna ihanet etmeyen Kurdistan halkı ve Yahudi halkıdır.
Gerçekler, gerçek tarih te bugünün Türkiye’sini yönetenlerce de biliniyor. Eh, doğrular hep incitir. Biz yine de doğruları öğrenelim ve öğretelim.

Bu yazıyı iki konuya dikkatinizi çekmek için yazıyorum.

Birincisi: Qatar’a karşı tutuma Türkiye’nin yöneticilerinin şaşırmış olduklarını görüyoruz.
Dünya’daki gelişmeleri takip ederken kendi yalan dolan Dünya görüşünüze göre yorumlarsanız, “ŞAP” diye şaşırırsınız.
Arap ülkelerinin tarih ve kültürleri budur. Kalleşlik. Biribirlerinin kuyusunu kazmak. Şimdiki gelişmelere şaşıranlara “Günaydın” diyelim. Aslında Qatar’ın yaptıkları ile Suudilerin yapıyor oldukları aynıdır. Ak Parti’nin Türkiye’si de onlardan farklı değil.
Wahabizm. Rabıta. Müslüman kardeşler.
Tanıdık geliyor mu bu isimler?
Taliban, El Kaida, İşid, El Nusra gibi ve benzeri örgütler, wahabizm, rabıta-müslüman kardeşlerin kurduğu ve beslediği hareketlerdir.

Suudi’lerin, Bahreyn, Mısır ve Birleşik Arap Emirliklerinin Qatar’a karşı kararları yeni bir parçalanmanın fitilinin ateşlenmiş olmasıdır. Bu karara şaşıranlar, Türkiye’ye karşı alınmış olan kararların yayınlanmasına karşı küçük dillerini yutacaklar herhalde. Bulunduğum hapishanenin dokuz metre karelik hücre’den, çirkin baskılara ve çok kısıtlı-sınırlı olanaklara rağmen, ben bunları görüyor ve yıllardır yazıyorum da, Türkiye’yi yöneten şaşkın Rabıta militanları, hangi rüyalardasınız?
Müslüman kardeşler hareketinin aptal takipçileri.
Ne oldu? Wahabizm=rabıta+Müslüman kardeşler.
Kendinize gelin, zavallı yarasalar.
Cennet’e gitme rüyasından uyanın. Yoksa cehennemde bile size yer kalmayacak.

İkincisi: İsrail devletinin, yalnızca Gaza şeridi diye tabir edilen Filistin yerleşim alanıyla sınır hattına duvar ördüğünde en çok ve en sert tepkiyi, bugün Türkiye’yi yönetenler ilan ettiler. Gönül bağı dediler. Dediler de dediler.
Peki sizler şimdi, Suriye ve Türkiye arasındaki suni sınıra duvar örmekten hiç utanmıyor musunuz? Hiç sıkılmıyor musunuz?
Ördüğünüz duvarın her iki tarafında yaşayan aynı aile’nin mensupları var. Aile’leri bölmüşsünüz. Şimdi de uzaktan uzağa bile biribirlerini görmelerini engelliyorsunuz.

Yoksa sizler, İsrail ve Filistin’lilerin yerleşim alanlarındaki sınır hattına duvar örmek “ahlaksızlık” derken, Kürd’lerin duvarla biribirlerinden ayrılmasına “Müslüman kardeşlik midir?” demek istediniz.

Devlet yönetiminin anlayış ve kültüründen habersiz. Hak, hukuk ve vicdani muhasebeden yoksun. Gölgesine bakıp kendilerini kahraman zanneden zavallılar. Barbarlığa sığınan zavallılar.

Rahmetli dedem, Nexşé bendî tarikatının kadri bilinen, tanınan üyesiydi. Şeyh Said efendinin merhum oğlu Erzurum’dan her yıl gelir dedemi ziyaret ederdi. Türkiye’nin her tarafından ziyaretçileri gelirdi.
İran’dan, Irak’tan ve Suriye’den her yıl ziyaretçileri gelirdi.
Biribirleriyle dialogları çok dikkatimi çekerdi. Söylemlerini ezberlerdim. Dini inançları bir tarafa, söylemlerinin içeriği hep insani değerleri üstün tutmakla ifade bulurdu.

Nur içinde yatsın, dedem bana kendi adını kendisi vermişti.
Ben doğduğumda kar kış çok çetin-xedar’mış.
Dedemin evinin ikinci katında (ev zaten iki kat idi) meclis denen büyük odanın bitişiğinde eyvan vardı. Eyvan’ın ön kısmında seku(sedir) dediğimiz oturma yeri vardı. Seku’ya yakın küçik(şömine) vardı. Ben doğduğumda dedem o soğuk ve karlı havada seku’nın üstünde (kendisi için yapılan yerde otururdu hep.) kulağımda ezan ve dualar okuyup üç kez tekrarlayarak kendi adını bana vermiş. Bu nedenle bana çok ilgi gösterirdi. Benim en etkili hocamdır dedem. Birçok söylemini hatırlarım. Dedem Türkçe bilmezdi. Benimle doğal olarak kürd’çe konuşurdu. Kürd kimliğine, kürd tarihine çok bağlıydı. Her insan gibi her halkı ve dilleri xwedé’nın verdiğidir. Bunları inkar eden, yok sayan, “haram” insandır derdi. İnsan, haram olmaktan daha kötü bir duruma düşmez derdi.
Kürd halkı bu welatın sahibidir. Kürd halkı bu welatın sultanıdır, derdi.

Bizans’lar, Roma’lılar, Büyük İskender, Moğol’lar, İngiliz’ler ve Fransız’lar Kürd welatına göz diktiler. İşgal edip zulum ettiler. Xweda onları tar u mar etti. Ölülerini de bırakıp gittiler. Şimdi de Türk’ler var. Çingene’dir bunlar. Çıplak ayakla ve hasırdan çadırlarla gelip welatımıza sığındılar. Büyüklerimiz onlara yurt verdi. Yiyecek verdi. Giyecek verdi. Besledi. Onlar, yedikleri kabın içini pislettiler. Beslendikleri kapıyı pislettiler. Xwedé, onları da tar u mar edecek. O gün gelecek. Ben görmeyeceğim. Ama siz göreceksiniz, derdi.

Hemen bunun arkasından da, it(köpek) yazın sıcağında duvarın gölgesinde uykudan uyandığında, gerinir ve kuyruğunu sallayarak, kendi kuyruğunun gölgesinde uyuduğunu sanır derdi. “it, gölgenin kendi kuyruğunun gölgesi olmadığını idrak edemez” derdi.
Türkler de bu it gibidir oğlum, Kürd’ler de duvardır. Türk’ler buralara geldiklerinde biz buradaydık. Onlar da diğerleri gibi yok olup gidecekler. Günü gelecek derdi.
Günü gelmiş. Xweda bu kararı vermiş. Irak savaşı, Suriye savaşı, Qatar’a saldırı, Türkiye’yi yönetenlerin şaşırmışlığı gibi birçok benzeri nedenler Alamet’lerdir(belirtiler).

Bağımsız Birleşik Kurdistan Devleti resmileşecektir. Bu kararın önüne geçmeye çalışanlar, altında kalacaklar. Bu karar değişmeyecek. Bu kararın değişmesi mümkünde değildir.

Israrla bu konuyu sürekli olarak yazıyor ve güncel kalmasını istiyorum. Toplum bunu tartışsın istiyorum. Kurdistan’ın bağımsızlığı resmileşmeden, Kurdistan halkına yapılmış olan zulum giderilmiş olmaz. Zulumun son bulması zorunludur. Kürd halkının zulum altında yaşamayı kabul etmeleri mümkün değil. Bu zulumu yok saymak akılcı olmadığı gibi ahlaki de değildir.

Kürd halkının kendi ülkesini yönetmesi hukuki bir haktır.
Siyasi bir haktır. İnsani bir haktır.
Hukuki bir haktır, çünkü Birleşmiş Milletlerin ilgili yasa maddesi “her halkın kendi kaderini tayin etme hakkını emreder”. Siyasi bir haktır, çünkü Kürd halkı kendi devlet çatısı altında, kendi bayrağının dalgalandığı parlamentosunda kendi siyasi kurumlarını oluşturup geliştirme hakkına sahiptir.

İnsani bir haktır, çünkü Kürd halkı kendi topraklarında kendi vatanında kendi dilinde eğitim görme, kültürünü geliştirme, halkını ve tarihini tanıma, ülkesini tanımak ve benzeri haklarına özgürce sahip çıkmak, özellikle de kendilerini özgürce ifade etmek hakkını kullanmak, korumak ve geliştirmek hakkına sahiptir. Her halk gibi Kürd halkı da kendi devletinin kendi vatandaşına sahip çıkacağı hakları edinme hakkına sahiptir.

Bizim, sürekli olarak ve izahatlı yazıp sizlerle paylaşmamız, tartışılmasını istememiz, insanların bu konuları konuşarak, masa başında anlaşmaya varmalarının, tarafların yararına olacağının görülmesini sağlamaya çalışmaktır, amacımız. Bunun aksi hergün insanların biribirlerini öldürmektir. Yıkımın derinleşmesidir.
Tahribatın kontrolun dışına çıkmasıdır. Bunu görmek istememekle savaşı sonlandırmak mümkün değil. Hergün birden çok insanın öldüğü bir savaş var. Bu savaşın bitmesi gerekir. Bu savaşın bitebilmesi, başka savaşların yeniden başlamaması için, savaşın nedenlerinin ortadan kalkması gerekir.

Savaş, ölüm ve yıkım demektir. Herkes ciddi ve sorumlu davranmak zorundadır.

Kürd halkını yok saymakla kürd halkı yok olmaz.

Diğer taraftan, asarız keseriz edebiyatı da sökmüyor.

Devlet’e güven kalmamış. Devleti yönetenlere kimse inanmıyor artık.

Devlet’e güveniyor gibi görünüyor olan kesim, devletin olanaklarından yararlananlardır.

Devleti yönetenlere inanıyor gibi görünenler de çıkar-rant temelinde bağımlı olanlardır.

Mağduru suçlu ilan etmeye alışmış faşist’lik, barbarlığa sığınmış-teslim olmuş çevrelerdir.

Hak ve hukuk’a saygı ve yapıcı temelde çözüm bulmak tarafların çıkarına olduğunu görememek körlüktür.
Bağımsız Birleşik Kurdistan vizyonu en akılcı çözümdür. Daha uygun bir çözüm yolu varsa duymaya hazırım.
Kürd halkına dayatılmış olan soykırımın kabul edilmesini düşünmek dahi vahşettir.
Kimse kendini kandırmasın.

Bi dil u can,

Dem a we xweş,

Saygılarımla, Hüseyin Baybaşin