Dünya’nın hiçbir ülkesinde kendi toprakları üzerinde onuru ile, haysiyetiyle, başı dik olarak yaşamış ama hiçbir statüsü dahi olmayan bir millet yoktur. Kurdistan topraklarında on 10.000 yılı aşkın süre içerisinde birçok uygarlık, Kürtleri yok etmeyi ya da Kürtleri kendi ırklarına uygun bir şekilde yaşamayı dayatarak kabul ettirmeye çalışmış ama becerememiş, başaramamışlardır.
Osmanlı’nın kuruluş aşamasında ve kurumlarında en çok görev alan insanlar Kürtler olmuştur. Osmanlı’nın o dönemde değerli bir insan olarak kabul edildiğindendir ki birçok Kürt beyleri, Kürt kralları Osmanlı ile anlaşmayı uygun görmüşlerdir. 1514 yılında Kasr-ı Şirin’de imzalanan anlaşma sosyal medyada görülebileceği gibi, bizim daha önceki hesaplarımızda da paylaşılmıştır. Kürt kralları, 12 Kürt kralı, 1514 yılında Osmanlı sultanı Yavuz Sultan Selim’le yaptıkları anlaşmadan sonra Çaldıran Savaşı meydana gerçekleşti ve Kürt-Osmanlı ittifakı ile İran yenildi, kaybetti. Ondan sonra Orta Doğu’da hem Anadolu’da hızlıca yayılıp yerleşen Osmanlı İmparatorluğu’nun en önemli öncüleri yine Kürt yiğitleriydi. Çaldıran Meydan Savaşı’nda önde olan yine Kürt beyleri, Kürt savaşçıları ve Kürt krallarıydı. Kürt sultanları, özellikle de Yavuz Sultan Selim, antlaşmayı imzaladığı zaman Kasr-ı Şirin’de krallarına diyor ki: “Ali Osmanlıyı Kürt kardeşlerimize emanet ediyoruz.” Yani Kürtlere bu kadar güven ve saygı vardır.
Birinci Dünya Savaşı sürecinde Osmanlı İmparatorluğu’nu yıkan çevrelerle Mustafa Kemal ve onun Kuvayi Milliyesi de…
Birinci Dünya Savaşı sürecinde Osmanlı topraklarını bölmeye çalışan işgal güçlerinin öncüleri, büyük bir insan ya dedikleri İngiliz devleti ile İngiliz Krallık devleti ve Fransa devletidir. Bunlar öncü güç idiler. Bunlarla anlaşma yapanlar, bugün Orta Doğu’da 1 milyon dahi nüfusu olmayan devletler oluşturuldu. Hem Körfez ülkelerinde Kuveyt benzeri birçok ülke kuruldu, Ürdün… Bu ülkelerin adlarına bakın; Kuveyt diye bir millet yoktur, Abu Dabi, Dubai, Bahreyn, Katar diye bir millet de yoktur, hepsi Araptır. Ürdün diye bir millet de yoktur, bunların hepsi Arap. Irak, hepsi Arap. Bunların hepsi işgal güçleri ile işbirliği yaptıkları için devletleştiler. Çünkü işgal güçleri o zaman belli insanlarla, değerli ailelerle anlaşarak “Siz bizi destekleyin, biz de size devlet verelim.” dediler, böyle de yaptılar.
Ama KURDÎSTAN zaten vardır. Sosyal medyaya baktığınız zaman, Osmanlı döneminde Kürdistan haritası dediğimizde önünüze, bizim bugün Kürdistan Birleşik Devletleri Hükümeti’nin oluşturduğu yeni haritaya yakın bir harita görürsünüz. Osmanlı döneminin Kürdistan haritası bizim bugünkü Kürdistan haritamızdan büyüktür, yani bizim Kürdistan Birleşik Devletleri Hükümeti adına oluşturduğumuz haritadan çok daha fazla büyüktür. Tarih boyunca Kürtler 20’nin üzerinde devlet kurmuşlardır, bunun içinde de imparatorluklar vardır. Bunların hepsinin adlarını daha önce paylaştık, sizlere sunmak için dikkatinizi çekmek için bir daha yayınlayacağız.
Sevgili soydaşlarımız bilsinler ki kendilerini Türk olarak kabul edenlerin hiçbir tanesi Kürtlerin maruz kaldığı zulümden ötürü rahatsızlık duymadıklarını görüyoruz, bundan utanmadıklarını görüyoruz. Kürtlere yaptıkları kalleşlikten, düzenbazlıktan hiç utanmadıklarını görüyoruz. Bugün Türkiye’yi yönetenler arasında büyük çoğunluk diyebileceğimiz yöneticiler Kürttür. Acaba bunlar, Kürtlerin bu kadar maruz kaldığı zulme rağmen bu devlete hizmet etmekten hiç sıkılıyorlar mı, hiç utanıyorlar mı? Kendi kanlarında böylesi bir ihanet hiçbir zaman olmamıştır; kendi milletlerine niye bu kadar zalim, manevi ihanet içine giriyorlar, niye kendi kendilerine soruyorlar mı? Ben sürekli olarak bunu merak ederim. Bunların hepsini göz önünde bulundurmamızla birlikte, eğer bugün kendilerini Türk olarak kabul edenler ve bugünkü Cumhuriyet Türkiye’sine hizmet eden Kürtleri de unutmayacağız.
Hem kendilerini Türk olarak kabul edenler olsun ve Kürt şahsiyetler olsun, bugün Cumhuriyet Türkiye’sinin yönetiminde etkin görevde olanlar, Kürtlerin maruz kaldığı durumdan utanmıyorlarsa demek ki bunlar insanlıktan uzaklaşmışlardır. Ama biz Kürt milleti olarak her birimiz kendi milletimize ve kendi welatımıza sahip çıkmak zorundayız. Biz Kürtler boyunduruk altında yaşamaya alışık değiliz ve yaşamayacağız. Cumhuriyet ülkesi bizim insanlarımızı kandırmış, yozlaştırmaya çalışmıştır. Cumhuriyet Türkiye’si Kürt adını yok etmeye çalışmıştır. Dersim olaylarını gözlerinizin önüne getirdiğiniz zaman ve bundan eğer sıkılmazsanız, utanmazsanız demek ki siz de insanlıktan çıkmışsınız; biz böyle bakıyoruz.
Dersim’de Kürtlere ne yapıldığını, Kürdistan tarihinde Kürtlere neler yapıldığını Osmanlı döneminden bugüne Cumhuriyet Türkiye’si de dahil, Kürtlere yaptıklarını Kurd û Kurdîstan davasının tarih kitaplarından öğrenebilirsiniz saygıdeğer hemşerilerimiz. Kadri Cemil Paşa, Ekrem Cemil Paşa, Şerefxan Bedlisi ve benzeri birçok kitapların adları bizim hesaplarımızda vardır, sitelerimizde vardır. Bir daha sunalım, bunları okuyalım. Cumhuriyetin kuruluş döneminde Dersim’de neler yapıldığını ise Nuri Dersimi’nin olayları yaşayan bir değerimiz olarak yazdığı hatıratı ve “Kürdistan Tarihinde Dersim” adlı kitaplarını iyice okumanız lazım. Birçok kitap vardır elbette ki ama bunlar sade, net kaynakları da vererek bilgi paylaşıyorlar.
Bizim bugün kendilerini Türk olarak kabul edenlerle bir işimiz gücümüz, onlarla çatışmak gibi bir niyetimiz yoktur. Türkiye devletinin baskı ve zulüm dayatmasını da asla kabul etmemiz mümkün değil ve kabul etmeyeceğiz. Diğer tarafta bugün kendini devlet zanneden Irak merkez hükümeti, bugün Şam’da yerleşmiş olan IŞİD terör devleti ve de İran’daki molla terör rejimi, biz Kürtlerin başında egemen olamayacaklardır. Kürdistan topraklarında sır sahibi olarak da kalamayacaklardır. Cumhuriyet Türkiye’sini yöneten şatafatlar da kalmayacaklardır.
Cumhuriyet Türkiye’nin bugünkü rezil üreticilerinin oluşturduğu sözde süreç, bu şapşalların kendilerini ve Kürt milletini kandırmaya yönelik uğraştıklarını bizler biliyoruz. Bizim bu rezaletten hiçbir beklentimiz de yoktur, bunların da net olarak anlaşılması lazım. Kürt milleti kendi topraklarında kendi devletini kendi yönetme hakkına sahiptir ve bunu edinmek de hakkıdır. Gerçekçi olalım; madem kan dökülsün istemiyoruz, madem savaş olsun istemiyoruz, o zaman birbirimizin hakkına hukukuna saygılı olalım, birbirimizi kandırmaya çalışmayalım.
Biz bugünkü adına süreç denilen rezaletin birçok benzerini daha önce Cumhuriyet Türkiye’sinin kirli zihniyetli yöneticilerinden duyduk, öğrendik, bizzat içinde olduk, pazarlıklara oturduk ama sonuç aynı. Bugün adına süreç denilen rezaletin de olacağı, vereceği Kürt milletine zulümden başka bir vaat yoktur, beklentimiz de yoktur. Dolayısıyla biz bu sürecin içinde yer almadık, tarafı olmadık.
Kendi devletimizi kendimiz yöneteceğiz. Milletimiz buna müsaittir, buna muktedirdir ve dünyanın konjonktürü de bugün bu oluşumun gerçekleşmesine müsaittir. Her Kürt bireyinin buna odaklanması Kürt milletinin geleceği için çok önemlidir. Bizim davamız budur. Biz kan dökülmeden, diplomatik pazarlıklarla, siyasi görüşmelerle bunların bitmesi gerektiğine inanıyoruz. Kürt milletinin de kendi devletini kendilerinin kurmaları, yönetmeleri kendi hakkıdır diyoruz. Bu uluslararası hukukun ve siyasi normların verdiği bir haktır. Ayrıca Xwedê’nın yarattığı Kürt milleti, millet dahi olmayan birçok devletten daha fazla kendi devletini yönetme hakkına sahiptir.
Ama derlerse ki “Bizim gücümüz var, biz size devlet kurmanıza izin vermeyeceğiz.” biz de o gücünüzü size yedirip sizi kutsal topraklarımızdan kovacağız. Bunu böylece bilin. Neye mal olursa olsun bizim yapacağımız budur. Bunun önüne hiçbir güç geçemez. Siz birçok insanımızı katlettiniz, birçok insanımızı sakat bıraktınız, birçok insanımızı kendiniz gibi kirlettiniz, birçok insanımızı da bizim gibi zindanlara attınız. Kendi topraklarımız üzerinde, kendi barbarca dayatmalarınızla yaptınız.
Yabancı ülkelerde, benim bulunduğum 30 yılı aşkın süredir içinde bulunduğum rezalet Hollanda’da Türkiye terör devletinin inisiyatifiyle olmuştur. Bugün serbest bırakılmamam da bu inisiyatif olmuştur.
Bugün bizim bütün zorbalıklara, bütün barbarlıklara, bütün rezaletlere rağmen serbest kalmamız gereken son gündür. Hollanda devletinin yetkililerinden ses çıkmıyor, çünkü bugün Türkiye’yi yöneten pislik sürüsü buna izin vermiyorlar. Aralarında yapılmış anlaşma ya Hüseyin Baybaşin’i Türkiye’ye vereceksiniz ya da hapiste tutacaksınız ya da Hollandalı üst düzey devlet yetkililerinin Türkiye’de tecavüz ettiği çocukların sözde sübyancılık partisi görüntülerinin ve dosyasının açılacağı, yayınlanacağı şeklinde tehdittir.
Türkiye’yi yönetenler buna alışıktır. Şunu söyleyelim: Bu kadar zulme, dayatmaya, baskıya rağmen hapishanelerde bulunan Kürt liderleri Türkiye’yi yöneten o zavallı geri zekalılardan çok daha fazla bilgili, kararlı, etkin ve güçlüdürler. Kürt milleti kendine güvenmelidir, Kürt bireyleri kendine güvenmelidir. Bizim dağ başında yaşamak zorunda bırakılan her bir insanımız, Türkiye’yi yönetenlerin hepsinden çok daha fazla güçlüdür. Kürt milletinin davası için mücadele eden her bir bireyimiz, Türkiye’yi yönetenlerin hepsinden, o paraya esir olmuş aşağılık kişiliklerin hepsinden çok daha fazla haysiyetlidir, onurludur, güçlüdür, beceriklidir, başarılıdır.
Sesimiz bir çıksın, gür çıksın ve hep birlikte diyelim ki: bi navê Xwedê, avakirina yekîtîya dewletên Kurdistanê, karemeyê emê bi ser bikevin.
27 Mart 2026
Hüseyin Baybaşin