Türkiye cezaevlerinde yaşanan hak ihlalleri artık istisna değil, sistematik bir devlet politikasıdır.
Serhed’deki hapishanelerde tutsaklar, yönetimin sürekli verdiği tutanaklar, disiplin cezaları ve keyfi uygulamalarla sindirilmek isteniyor. Kurdçe konuşmak, selam vermek, sosyal aktivitelere katılmak, hastaneye sevk istemek bile “suç” muamelesi görüyor. Cezaevlerinde iletişim, sağlık ve görüş hakları tamamen kronik bir krize dönmüş durumda. Bu zulüm yalnızca tutsaklara değil, görüşe gelen ailelere kadar genişletiliyor.
Son dönemde adı sık sık gündeme gelen Erzincan Kapalı Cezaevi’nde ailelerin çıplak aramaya maruz bırakılması, tutsakların ise Kurdçe konuştukları ve birbirlerine selam verdikleri için tutanaklarla cezalandırılması kabul edilemez bir insanlık suçudur. Bu uygulamalar modern cezaevi politikası değil, açık bir işkence rejimidir.
Ve herkes şunu bilsin:
Bugün cezaevlerinde tutsaklara yapılan bu baskı, dün Seyit Rıza’ya, Alişer’e, Zarife’ye ve bütün Kurd halkına yapılan zulmün devamıdır.
Tek fark, yöntemlerin modernleştirilmiş olmasıdır. Devletin zihniyeti değişmemiştir. Dün Dersim’de halkı susturmak için hangi yolları kullandılarsa, bugün cezaevlerinde Kurd halkını, dilini ve kimliğini bastırmak için aynı anlayışı sürdürüyorlar.
Biz bu zulmü, bu sistematik hak ihlallerini kabul etmiyoruz.
İnsan hakları, adalet, hukuk ve demokrasi çiğnenerek hiçbir toplum yönetilemez.
Kurd dilini yasaklamaya çalışan, aileleri çıplak arama ile aşağılayan, tutsakların en temel haklarını gasp eden bir devlet, hangi çağda yaşadığını tekrar düşünmelidir.
Zulüme dün Dersimde Seyyid Rıza yenilmedi, bugün de yenilmeyecek!
Adalet, hakikat ve özgürlük mücadelesi kazanacak.