Bizim arkadaşlardan, tanıdıklardan ve takipçilerden süreçle ilgili birçok soru geliyor. Bu konuda özellikle iki noktaya dikkat çekmek isteriz. Bugün bile türk televizyonunda Yaşar Güler’in Kürt unsurlarının tümünün silahlarını teslim etmesi ve gelip teslim olması yönündeki yaklaşımı, yıkıcı ve tuzağa çeken bir yaklaşımdır. Kürt milleti böyle bir yaklaşımı asla kabul etmez. Açık olalım, dürüst olalım; ortada bir hak ve hukuk olduğunu hatırlatmamıza bile gerek yoktur.
Bugün gelinen süreçte bütün kazanımları tek tarafın yaptığını söylemek abestir, samimiyetsizliktir. Yaşar Efendi çok iyi bilir; askeri komutanlık yapmış, bakanlık yapmış bir kişidir. Kendisi de gayet iyi bilir ki Kürt milletinin direnişi olmasaydı bugün kimse Kürt’ün adını anmazdı bile. Yiğidi öldürmeye çalışırken hakkını yememek gerekir. Samimi olalım, dürüst olalım.
Diğer taraftan, Cumhurbaşkanı Bay Erdoğan’ın “geriye dönüş yok” sözünün nereden geldiğini de sorgulamak gerekir. Şimdi 60 sayfalık bir rapordan söz ediliyor. Kürt milletinin beklentilerine yanıt olacak çalışmaların içeriğinin netleşmesi ve uygulama aşamalarının da açıkça izah edilmesi gerekir. Biz Kürt milleti adına bunu defalarca ifade ettik. Bunları yok sayarak “silahları teslim edin, şöyle teslim olun, böyle teslim olun” gibi diretmelere girerseniz, bu yaklaşım ters teper. Bunu küçümsemeyin. Eğer gerçekten ters tepmesini istiyorsanız demek ki doğru yolda değilsiniz.
Bay Erdoğan’ın “geriye dönüş yok” sözü samimiyetle Kürt milletinin hak ve hukukunu güvence altına almak anlamında kullanılıyorsa, o zaman her yetkilinin açıklamasında da aynı samimiyetin olması gerekir. Kimseyi ürkütmeye, korkutmaya, boyun eğdirmeye çalışmak size bir fayda sağlamaz. Herkes haddini bilmek, herkesin hak ve hukukuna saygı göstermek zorundadır. Kendi topraklarında yıllarca acıya maruz kalmış Kürt milletinin uygar normlar çerçevesinde yaşama hakkı vardır ve bu haklar dünya standartlarında bellidir.
Bazı çevreler bize “Peki böyle olmuyorsa nasıl olacak?” diye soruyor. İnsanlar samimi olmak istedikleri zaman bunun nasıl olacağını çok iyi görürler. İspanya’nın Bask bölgesi örneği var, İngiltere’nin Kuzey İrlanda örneği var. Kuzey İrlanda’da pazarlıklar sonucu İngiltere devleti, hapiste olan Martin’in serbest kalmasını sağladı. Martin serbest kaldıktan sonra müzakereler başladı ve Martin daha sonra İrlanda’nın başbakanı oldu.
Daha sonra İngiltere Kraliçesi “bugünkü kralın annesi” Kuzey İrlanda’ya gitmeden önce tüm İngiliz devlet ve özel haber kaynaklarının tek gündemi şuydu: “Martin, Kraliçe’nin elini sıkacak mı, sıkmayacak mı?” Çünkü diyorlardı ki, eğer Martin Kraliçe’nin elini sıkarsa barış kalıcılaşır. Samimiyet budur. Evet, Martin Kraliçe’nin elini sıktı, kendisini karşıladı ve parlamentoda yapılacak konuşmalar için ona eşlik etti. Taraflar samimiydi ve bu samimiyetle süreci kalıcılaştırdılar.
Türkiye’yi yönetenler kendilerini fazla büyütmesinler, kendilerini olduğundan fazla önemsemesinler. İngiltere devleti Birleşik Krallık, Birleşmiş Milletler’in beş daimi üyesinden biridir ve güçlü bir devlettir. Bu örnekler ortadayken hâlâ meseleyi başka yerlere çekmenin bir anlamı yoktur. Dünyada son 20 yılda gerçekleşmiş daha birçok benzer örnek vardır.
Türk yöneticileri, Bay Erdoğan’ın dediği gibi gerçekten samimiyse ve geri dönüş yoksa, Kürt milletine yapılması gerekenlerin ne olduğunu çok iyi biliyor olmalıdır. Elbette kendisini Türk olarak tanımlayanların da bu süreci doğru anlamasında fayda vardır. Biz ne olacağını biliyoruz. Alaycı yaklaşımlarla karşılaşıyoruz, her gün birileri boş konuşuyor. Ama bilsinler ki, size boyun eğmeye hazır sıradan insanlar yoktur. Kürt milletinin gerçek temsilcileri ve kahramanları vardır. Bunu küçümserlerse kaybeden onlar olur. Samimiyetle yaklaşın, samimiyetle karşılık alın.