Şam’daki El-Şara adlı şahsın, İslami fundamentalist bir terör örgütünün yöneticiliğini ve başkanlığını yaptığı dönemde Türk askerlerini bizzat katlettiği, Amerikan askerlerine tuzaklar kurarak öldürdüğü; Avrupalı birçok insanı ise sırf kendileri gibi düşünmedikleri için katlettiği ve kafalarını kestiği bilinmektedir. Bu zihniyet için tek amaç şeriat düzenini egemen kılmaktır; diğer tüm faaliyetler yalnızca birer araçtır.
Türkiye’yi yönetenlerin bu yapılara bu denli alan açması, onları geliştirip etkin bir güç hâline getirmeye çalışması ahmakça ve kendi kendine düşmanlıktan başka bir sonuç doğurmayacaktır. Türkiye yöneticilerinin yaptığı, açıkça kendi kendilerine düşmanlıktır. Bugün yaptıkları açıklamalar da bunu doğrulamaktadır. Biz bu amacı başından beri ifade ediyoruz: Bunların niyeti budur, eninde sonunda yapacakları da budur. Bunu uzaktan “cehennemden” görüp söylüyoruz; peki yanı başlarında olan Türkiye’yi yönetenler bunu bilmez mi? Elbette böyle düşünemeyiz.
Amerika’nın eski Suriye temsilcisinin bazı açıklamalarını da dinledik. Bizim öteden beri çağrımız ve ısrarımız, Kurd güçlerinin etkin ve kalıcı bir müttefiklik anlaşması yapması yönündeydi. Askerî alanda bunun sağlanması mümkündü. Dünya kamuoyunun en zor süreçten geçtiği bir dönemde bu anlaşmalar yapılmalıydı. Biz Kurdler o süreci yeterince değerlendirememiş, gevşek davranmış olabiliriz. Ancak bugün geç değildir. Yeniden müttefiklik ve ittifaklar kurulmalıdır. Zira Şam’daki bu çete düzeninin uygarlığa, insanlığa ve dünyaya düşman olduğu; kendi hedefleri dışında hiçbir yapıcı faaliyete yönelmeyecekleri artık görülmüştür. Bütün dünya bunu görmüştür; biz ise zaten biliyorduk.
Şimdi kendi topraklarımızda nasıl egemen olacağımızın çalışmalarını yapmak zorundayız. Türkiye’yi yönetenler, Kurdlerin kendi topraklarında egemen olmaları temelinde bir anlaşmaya yanaşıyorsa, biz Kurdler buna da açık olmalıyız. Bu durum böyle kalmaz. Şam’daki El-Şara adlı terör örgütü liderinin söylemleri amacına ulaşmaz; aksine bu tutum savaşı kalıcılaştırır. Özellikle Türkiye’yi yönetenlerin bunu görmesi gerekir. Biz Kurdler bunları zaten biliyoruz.
Ayrıca Şam’daki terörist Muhammed Ahmed’in, Güney Kurdistan Bölge Hükümeti Başkanı ve yöneticilerine yönelik saygısız, terbiyesiz ve ahlaksız söylemlerini de tiksintiyle kınıyoruz. Bu yaklaşımlar, Kurd milletinin birliğini sağlamasının ve kendi devletini kendisinin yönetmesinin ne kadar hayati olduğunu bir kez daha göstermiştir. Muhammed Ahmed adlı bu şahıs Kurdleri dışa bağımlılıkla suçlarken, “Seni oraya kim getirip oturttu?” sorusunu sormak da gerekir.
Bu yapıyı oraya taşıyanlar Suriye’nin iç dinamikleri değildir. Bugün çevresindeki askerî komutanların ve birlikte hareket ettiği terör unsurlarının önemli bir kısmı Türkiye vatandaşıdır. Bunu dünya da biliyor, biz de biliyoruz; Erdoğan ve çevresi de biliyor. Türkiye’nin sınırlarını çizenler dış güçlerdir; Suriye’nin sınırlarını çizenler de dış güçlerdir. Bugün bu şahsı Şam’a taşıyanlar da dış güçlerdir.
Eli kanlı bir katil bozuntusunun Şam’da iktidar koltuğuna oturtulması, onu ve örgütünü destekleyenlerin ne denli büyük bir hata ve suç işlediklerini görmeleri için yeterlidir. Bu açıklamalar, bütün dünyanın onun gerçek yüzünü görmesi için açık ve somut bir kanıttır.