BU NASIL VİCDANSIZLIK, BU NASIL AHLAKSIZLIK!

BU NASIL VİCDANSIZLIK, BU NASIL AHLAKSIZLIK!
18 Nisan 2026
14 Nisan 2026 tarihinde, Güney Kürdistan Bölgesi’ne bağlı Süleymaniye yakınlarındaki Surdaş kampı, İran’a bağlı olduğu değerlendirilen bir drone saldırısıyla hedef alındı. Bu saldırıda ağır yaralanan kadın peşmerge Xezal Mewlan’ın, hayatta kalabilmesi için acil tıbbi müdahaleye ihtiyaç duyduğu açıklanmıştı. Ancak olay sonrasında ortaya çıkan iddialar, Mewlan’ın birden fazla hastane tarafından kabul edilmediğini ve bu nedenle zamanında tedaviye erişemediğini göstermektedir. Eğer bu bilgiler doğruysa, burada yalnızca bir askeri saldırı değil, aynı zamanda insan yaşamına yönelik ikinci bir ihmal zinciri söz konusudur.

Bir toplumun gerçek sınavı, en zayıf ve en savunmasız anlarda verdiği tepkidir. Yaralı bir insanı, kimliği ya da siyasi aidiyeti nedeniyle tedavisiz bırakmak, sadece etik dışı değil, aynı zamanda insanlık onuruna açık bir saldırıdır. Tıp bilimi tarafsızdır; savaşın, ideolojinin ya da korkunun aracı haline getirildiği anda ise artık bir iyileştirme kurumu olmaktan çıkar. Bu iddialar doğruysa, ilgili kurumlar yalnızca mesleki sorumluluklarını değil, temel insani yükümlülüklerini de yerine getirmemiştir.

Xezal Mewlan’ın ölümü, tekil bir olay olarak görülemez. Bu, bölgede güç dengeleri uğruna insan hayatının ne kadar kolay göz ardı edilebildiğinin çarpıcı bir göstergesidir. Yaralıya yardım etmeyi reddetmek, hiçbir koşulda meşrulaştırılamaz ve bu tür uygulamalar, normalleştirildiği ölçüde daha büyük insani felaketlerin önünü açar. Bu nedenle, olayın tüm boyutlarıyla bağımsız şekilde araştırılması ve sorumluların hesap vermesi, yalnızca adalet için değil, insanlığın asgari değerlerini korumak için de zorunludur.

BU NASIL VİCDANSIZLIK, BU NASIL AHLAKSIZLIK!

Üst yazıda belirtilen durum gerçeği yansıtmakta, ancak işin özü ahlaki bir sorundur. Mam Celal’in oluşturduğu ortamda böylesi bir ahlak dışı olayın kabul edilemez olduğunu hepimiz kabul etmeliyiz.

Bu insan, kurtuluş mücadelesini sürdürürken, kurtuluş mücadelesini yürütüyorken düşman saldırısına uğramış ve yaralanmış. Hastaneye götürülen bir insandan kimlik sorulmaz, durumunun ağırlığı, ciddiyeti tartışılmaz; önce bir müdahale edilir, başka yerden doktor çağırılır. Bu, her Kurd bireyinin onurudur, haysiyetidir, şerefidir.

Burada aksi yapılmış. Ayrıca hiçbir cami bunun naaşını yıkamak istememiş: “Efendim, bize talimat var, yıkayamayız.” Talimat hangi ahlaksızdan gelmiş, hangi ahlaksız kişiden bu talimat gelmiş? Onurlu, haysiyetli, şerefli bir Kurd vatandaşı bu değerimizi götürüp kendi evinde yıkamış ve kendi ailesiyle, dahil yaşamını yitiren bu değerimizle birlikte altı kişi bunu gömmeye götürmüşler. Hiç utanma, hiç haysiyet yok mu?

Mam Celal Talabani kabrinde ters dönecek. Bu yeni bir olay değil, ilk bir olay da değildir. Kaç kişidir Kürdistan kurtuluş mücadelesinde emek vermiş insanlar bir şekilde Süleymaniye’ye gitmişler ki orada aileleri de Türkiye’den gelsin, birbirleriyle görüşsünler; bunları alıp Ürdün’e göndermişler, Ürdün’de Türkiye’ye teslim etmişler. Birkaç ay önce yine böyle bir olay oldu. Sürekli bu ahlaksızlıklar oluyor.

Bu ayıptır, utanmazlıktır. Siz nasıl insansınız? Siz şimdi egemen olduğunuz alanda, bu alanı babanızdan miras almadınız; babanız da dedenizden Kurdün kanıyla oluştu. Hiç utanmıyor musunuz siz?

Qe qîra we tune? Qe haysîyeta we tune? Qe şerefa we tune? Hun ji xwe şerm û fedî nakin?

https://www.rudaw.net/turkish/kurdistan/1604202612