Birinci Dünya Savaşı’nın sürecinden sonra Kurd milletinin toprakları, Kurd milletinin iradesi dışında parçalanıp işgal güçleri tarafından atanan sınırları Sykes-Picot Antlaşması ile 1916 yılında çizilen devletçiklere pay edildi. Türkiye, İran, Irak ve Suriye bildiğiniz gibi bilinen Kurdistan’ın dört büyük parçasıdır. Ancak Sovyetler Birliği ile yapılan sınır anlaşmaları sürecinde de Gürcistan’da, Ermenistan’da, Azerbaycan’da bazı Kurd topraklarının bazı parçalarının kaldığı da biliniyor.
Ancak Sovyetler egemenliğindeki Kurdistan kurtuluş mücadelesi, Lozan Antlaşması’ndan bu yana hep sürdü. İşgalciler bir taraftan bize barış eli uzatırken, hakkımızı adilce belirleyeceklerini söylerken; diğer taraftan da kalleşçe sırtımızdan hançerlemeye çalıştılar. Hep böyle oldu.
Şahsıma yönelik 1980’lerin sonlarından itibaren kalleşçe yaklaşımlar oldu. Özellikle Türkiye’yi yönetenler hep dostça, kardeşçe bizi kucaklarlardı; bizim emeklerimizden yararlanmak isterlerdi, bizim bilgi birikimlerimizden, zekâmızın üretkenliğinden yararlanmak isterlerdi ve günlük olarak da kalleşçe kuyumuzu kazarlardı.
Bu zihniyete sahip olan kirli odaklar bugün de Türkiye’yi yönetenler arasında güçlü ve etkin durumdadırlar. Daha önce Türkiye’nin başbakanlarının kamuya açık bir şekilde “biz Hüseyin Baybaşin’i öldüreceğiz” dediklerini biliyoruz. Daha önce iki sefer Hollanda’ya etkin; bir keresinde 15, diğerinde birkaç tane hadsiz, aralarında resmi polis memuru vardı. Bunlar hep biliniyor. Hani bir tane hemşerimizi yem olarak bunlara vermişler, göndermişlerdi; o da polis memuruydu. Hepsi utanılacak şekilde karşılık buldular, defolup gittiler.
Arkadaşlar, bu Hanili polis memurunun adını bulup sizinle paylaşabilirler. Bu ahlaksız bize ulaşabilecek insanlarla görüşmüştü ki Sela Sor bu konuyla ilgili güzel bir program yaptı. Sözde Diyarbakır’dan buraya bizim bir yakınımızın tavsiyesiyle bizden bir iş bulmak için yardım istemeye gelmiş, Türkiye’de polis memuru… Ben Türkiye devleti tarafından aranıyorken, Hollanda’da ev hapsindeyken Hollanda’ya geliyor ve beni bulup benden kendisine iş bulmamı talep edecek! Böyle kirli, ucuz oyunlarla biz çok karşılaştık. Daha öncesinde de yine bunlar dünya kamuoyuna, dünya haber ajansları tarafından iletildi; Türkiye medyasında da haber oldu ve o zaman ilk dürüst olan Med medya haber kanallarında da haber konusu oldu.
Son iki yıldır devletin yönetim kadrosundan sinsice, utanmazca, ucuz yaklaşımlarını yine gösteriyorlar. Yok efendim “biz onu hapisten çıkarmasına izin vermeyeceğiz”, yok efendim “biz onu öldüreceğiz”… Yok efendim, vız gelir tırıs gidersiniz ulan zibidiler! Adamsanız, insansanız adil olacaksınız. Yaptığınız pisliklerden ötürü de benim gibi Kürt milletinden özür dileyeceksiniz ve bizim milletimizin hakkını adil bir şekilde teslim edeceksiniz. Ondan sonra hiç utanmadan göğsünüzü gere gere “biz kardeşlik istiyoruz” diyebilirsiniz.
Şimdi yine bir taraftan sinsice “kardeşiz” mesajlarıyla yaklaşıyorsunuz, diğer taraftan anca kalleşçe, kahpece kuyumuzu kazıp sırtımızdan vurmayı düşünüyorsunuz. Bizi yaratan yaratmıştır; canımızı alacak olan da yaratandır. Sizin gibi leş kargaları vız gelir tırıs giderler. Bir daha söyleyelim: Biz bunu daha önce Sela Sor programında, Med TV’de 1996–97 sürecinde ev hapsindeyken dillendirmiştik; tekrarlıyoruz.
Hiç minneti yok; bu millet kendi topraklarında kendi kendini yönetme hakkına sahiptir. Buna engel olmak isteyen zibidilerin, barbarların, zalimlerin… Bizden korkmalarını anlıyoruz; ama biz niye onlardan korkalım? Biz neden onlardan korkacakmışız? Biz kendi welat topraklarımızı kendimiz yöneterek uygar normlarda yaşamak istiyoruz. Siz bizim hakkımızı yüzyıldır elimizden almaya çalıştınız, alamadınız; bundan sonra hiç alamazsınız.
İnsan olun, adil olun ve o çerçevede bize yaklaşın. Kurd milletine böyle yaklaşın. Yoksa bugün konuştuğunuz çevrelerde dâhil kimse sizi Kurd milletinin gazabından kurtaramaz; bunu böylece bilirsiniz.
Me gotîyê bi navê Xwedan avakirina Yekîtîya Devletên Kurdistan. Karemeyê her bijî