Hollanda Devleti, aradan 28 yıl geçmesine rağmen hâlâ tutuklu bulunan Kürt lider Hüseyin Baybaşin için savcılık tarafından resen yapılan af başvurusuna henüz yanıt vermemiştir. Hüseyin Baybaşin, çok sayıdaki destekçisine göre, Türk hükümetinin davaya yoğun şekilde müdahale ettiği kanıtlanmış olmasına rağmen haksız yere “ömür boyu hapis” cezasına çarptırılmıştır. Devlet tarafından resen yapılan bu başvuruyla ilgili yasal düzenlemeye göre en geç 27 Mart 2026 tarihinde karar verilmiş olması gerekiyordu.
Adalet Bakanı tarafından oluşturulan Müebbet Hapis Cezalılar Danışma Komisyonu’nun 2023 yılında Bakana, Baybaşin’e Kraliyet affı verilmesini ve toplum yaşamına dönüş sürecinin başlatılmasını tavsiye etmesinden sonra, Baybaşin bu süreçte sürekli ve birçok farklı şekilde engellenmiş ve engellenmeye devam edilmektedir.
Bu skandal niteliğindeki sürecin temelinde, Nisan 1995’te Hollanda’nın Lahey Kongre Merkezi’nde sürgündeki Kürt Parlamentosu’nun kuruluşuna kolaylık sağlamasıyla başlayan Hollanda–Türkiye krizi yatmaktadır. Bu gelişme Türkiye siyasetinde büyük öfkeye yol açmıştı. O tarihten itibaren Hollanda siyaseti, Hollanda hükümetinin hoşuna gitmeyecek bazı bilgilerin açıklanması tehdidi altında bırakılmıştır. Baybaşin’in serbest bırakılmasının engellenmesi arkasında sürekli “Türk müdahalesi” bulunmasını başka nasıl açıklamak mümkündür?
Almanya’da Aralık 2025’te Türkiyeli bir ajanın, Baybaşin’in yeğenine yönelik gerçekleştirdiği saldırı — amcasının olayla hiçbir bağlantısı olmamasına rağmen — şimdi yeniden entegrasyon sürecini durdurmak için gerekçe olarak kullanılmaktadır. Ayrıca Baybaşin, dış dünyayla tüm iletişiminin kesildiği, son derece ağır rejime sahip bir cezaevine nakledilmiştir.
Tüm bunlar, Hollanda’nın uluslararası sözleşmelere (AİHM/EVRM) aykırı şekilde, Türkiye’yi rahatsız etmek yerine bir insanın hücresinde çürümeye terk edilmesini tercih ettiğini göstermektedir. Bu durum, Baybaşin’in gerçekten de siyasi nedenlerle haksız şekilde müebbet hapse mahkûm edildiğine inananların görüşlerini güçlendirmektedir.
Mahkûmiyetin haklı ya da haksız olması bir yana, Avrupa sözleşmeleri ve iç hukuk kuralları gereği bu kişinin de, 25 yıllık tutukluluk ve uzman değerlendirmelerinde yeniden suç işleme riskinin bulunmadığının belirtilmesi sonrasında, diğer herkes gibi affa giden yolda ilerleme hakkı vardır.
Bir insanın 30 yıllık tutukluluktan sonra normal bir yaşama dönme imkânının sürekli engellenmesi — üstelik Hollanda dışında bir yaşam söz konusu olmasına rağmen — insan haklarına aykırıdır!
https://www.linkedin.com/posts/de-stichting-restore-justice-stelt-de-staat-share-7457361817116295168-9ixg?utm_medium=ios_app&rcm=ACoAAAQoSJUBe2T4Ppi27SvCHXLXhFubEck_thA&utm_source=social_share_send&utm_campaign=mail