Kürt iş adamı Hüseyin Baybaşin’in otuz yılı aşan cezaevi süreci ve son dönemde ağır bir tecrit altında tutulması ciddi insan hakları kaygıları yaratmaktadır. Ailesi ve yakın çevresiyle görüşmesinin kısıtlandığı, telefon hakkının engellendiği ve bulunduğu koşullar hakkında yeterli bilginin paylaşılmamasının; ailesi, sevenleri ve kamuoyunda derin bir endişe yarattığı görülmektedir. Avukatıyla görüşebildiği belirtilse de, bir insanın dış dünyadan büyük ölçüde koparılması, sosyal temaslarının ciddi biçimde sınırlandırılması ve kamuoyunun süreç hakkında şeffaf bilgi alamaması; evrensel hukuk ilkeleri açısından ağır sorular doğurmaktadır. İnsan hakları yalnızca özgür insanlar için değil; cezaevindeki insanlar için yani bütün insanlar için geçerlidir.
Hüseyin Baybaşin’in yıllardır Kürdistan’ın bağımsızlığı ideallerine bağlılığı, siyasi düşüncelerinden geri adım atmadığı ve yaşamı boyunca bu görüşlerini açık biçimde savunduğu bilinmektedir. Kamuoyunda ve sevenleri arasında dile getirilen önemli endişelerden biri de, bugün kendisine uygulanan ağır tecrit koşullarının yalnızca hukuki değil, aynı zamanda siyasi saiklerle ilişkili olabileceği yönündedir. Özellikle geçmişte Kürt iş insanlarına ve politik insanlara yönelik yaşanan karanlık olaylar hatırlandığında, bu kaygılar toplumun önemli bir kesiminde daha da güçlenmektedir. Bir insanın düşünceleri, kimliği veya siyasi görüşleri nedeniyle hedef alındığına dair oluşan algının kendisi bile, demokratik toplumlar açısından ciddiyetle ele alınması gereken bir durumdur.
Bugün Hüseyin Baybaşin yaklaşık 70 yaşında bir insandır ve yaşamının otuz yılı aşkın bölümünü cezaevinde geçirmiştir. Kamuoyu ve vicdanlı her insan bu kadar uzun süreli mahpusluğun, özellikle ileri yaşta ve ağır izolasyon koşullarıyla birleştiğinde, ciddi insani ve ahlaki sorunlar doğurduğunu bilmektedir. Bu kabul edilemez duruma tepki göstermek bu noktada salt ahlaki değil aynı zamanda vicdani bir tutumun gereğidir. Kamuoyu’nda bu durumun yalnızca bir güvenlik veya ceza meselesi değil, zamanla bir “sürekli cezalandırma” ve “sessiz yıpratma” biçimine dönüştüğü yönünde haklı kaygılar artmaktadır. İnsan hakları perspektifinden ve modern hukuk ilkeleri açısından bakıldığında, cezanın amacı yalnızca özgürlüğü kısıtlamak değil; insan onurunu ve haklarını her şart altında koruyarak hukuku işletmektir. Bir insanın yaşlanmış halde onlarca yıl ağır koşullarda tutulması ve ardından daha da sert izolasyon uygulamalarına maruz kalması vicdan sahibi hiç kimsenin kabul edebileceği bir durum değildir.
Hollanda, geçmişte sömürgecilik, kölecilik ve ağır insan hakları ihlalleriyle yüzleşmek zorunda kalmış bir devlettir. Tarih ve sosyoloji devletlere yalnızca başarılarını değil, yaptıkları hataları ve işledikleri ağır ihlalleri de hatırlatır. Bugün Hollanda kendisini hukuk devleti, demokrasi ve insan hakları değerleri üzerine inşa eden modern bir ülke olarak tanımlamaktadır. Hollanda aynı zamana geçmişte devletlerinin işlediği suçlar adına özür dileme erdemini de göstermiştir. Durum böyleyken geçmişten çıkarılması gereken en önemli ders şudur: Geleceğin dünyasında tekrardan özür dileyecek konuma düşmemek için devletler: bugün İnsan onuru ve temel hakları, hiçbir siyasi tartışmanın, hiçbir güvenlik politikasının ve hiçbir devlet çıkarının gerisine düşmeyeceğini bilmelidir. Hukuk devletinin gerçek gücü; en tartışmalı, en zor ve en problemli dosyalarda dahi insan haklarını koruyabilmesinden ortaya çıkar.
Bu vesileyle kamuoyuna, demokratik kitle örgütlerine, insan hakları savunucularına, hukuk çevrelerine ve vicdan sahibi herkese çağrıda bulunuyoruz: Hüseyin Baybaşin’in durumuna ilişkin şeffaf bilgi paylaşımı sağlanmalı, hukuki haklara erişimi güvence altına alınmalı ve süreç bağımsız bir biçimde izlenmeli ve Hüseyin Baybaşin’in bütün hukuki hakları korunmalıdır. Ayrıca Birleşmiş Milletler İşkenceyi Önleme Komitesi, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Avrupa Parlamentosu ve ilgili insan hakları kurumları, kamuoyunda dile getirilen bu kaygıları dikkatle incelemeli ve gerekli gözlem süreçlerini işletmelidir. İnsan hakları, ancak en zor anlarda ve en tartışmalı davalarda korunabildiğinde gerçek anlamını kazanır.
Yekitiya Devleté Kurdistan Adına
Barzan Bayhan