Reha Muhtar’ın Ölümü Üstüne

Reha Muhtar’ın Ölümü Üstüne
7 Haziran 2026
“1990’lı yıllar 1980 askeri faşist cuntanın ürününü aldığı yıllardır. Türk Devleti’nin neoliberalizme geçişinin alt yapısı faşizmi kurumsallaştırmakla başlarken,iktisadi dönüşüm ithal ikamecilikten ihracatın merkezinde olduğu bir modele eviriliyor, bu ekonomi/politiğin yaratacağı olası bir halk tepkisini sindirmek içinde bunun toplumsal mühendislik ayağını medya oluşturuyordu.

Türk medyası normal bir medya değildi. Milli Güvenlik Kurulu’nun emekçi yığınlara, Kürtlere, solculara, Alevilere, muhaliflere karşı yürüttüğü kontrgerilla savaşının psikolojik ayağını temsil ediyordu. Toplumu biçimlendirmek, onu tarihsel haklılık bağından koparmak egemen ideolojinin Türk islam bataklığına çekmek için camiler, okullar, üniversiteler, kuran kursları, tarikat, cemaat yapılanmaları, milliyetçi ve ülkücü örgütlenmelerini yeterli görmeyen cumhuriyet rejimi medya eliyle toplumu şekillendirmeye yozlaştırmaya onu devrimci emekçi ve ulusal mücadeleden koparmaya yönelmişti.

Reha Muhtar bu konjonktürün ürettiği bir çukurdu. O sadece haber vermiyordu şov yapıyordu, kendisi haberin yerine geçiyordu. Bütün Türkiye bu kurbağa suratlı soytarının akşam haber bültenlerinde maskotluğuyla stres atmaya koyulmuştu. Kimse ne olup bittiğini bilmiyordu, enformasyon üzerinde katı bir ambargo uygulanırken devletle bütünleşmiş holdinglerin medya imparatorluğu bu simbiyotik ilişki içinde devasa paralar kazanıyordu.

Türk Devlet çetesinin Kürdistan’da boşalttığı köyler, ateşe verdiği ormanlar, infaz ettiği yurtsever Kürt gençleri, devrimciler açlığa sefalete sürüklenen milyonlar, çöpten ekmeğini çıkarmaya yüzbinler, işsiz aç perişan üniversite mezunları, intihar eden kadın ve erkekler vs. bu gerçeklik unutulmuş yerini Norveç, Finlandiya gündemine benzer içerikler ile Reha Muhtar’ın Sürreal fantezilerine bırakmıştı.

Ahmet Kaya’nın linç edilemesinde en öndeki holiganlardan biriydi bu türk ırkcısı müptezel. Öldü gitti tabiki rahmet dilemiyorum. Onca toplumsal yaranın, acı ve kederin üstüne attığı göbekler ve televoleler unutulacak gibi değil.”