Hüseyin Baybaşin, dile kolay tam 30 yıldır bir hücrede rehin tutuluyor. Bugün ise dış dünya ile bağı tamamen koparılarak maruz bırakıldığı mutlak tecritin 51. gününde bulunuyor.
Bu dava sıradan bir adli süreç değildir. Baybaşin’e göre bu, yıllar önce devletin en üst kademelerinde alınmış siyasi bir kararın devamıdır. 1990’lı yıllarda çok sayıda Kurd iş insanı, yazar, aydın ve siyasetçinin hedef alındığı karanlık dönemin bir parçası olarak değerlendirilmelidir.
Hüseyin Baybaşin, 2012 yılında Hollanda’nın Utrecht kentindeki adliyede verdiği ve resmi tutanaklara geçen ifadesinde, o döneme ilişkin ağır iddialarda bulunarak şunları dile getirmiştir:
“Öldürülecek Kurdlerin listesini Askerî Yargıtay Başkanı İlhan Şener Paşa bizzat bana getirdi. Bu listeyi değiştirmek için çok uğraştım ancak başarılı olamadım.”
Baybaşin, yine aynı ifadesinde, dönemin güvenlik bürokrasisinde görev yapan bazı isimlerin kendisine yönelik tehditlerde bulunduğunu ileri sürerek, Türkiye’den ayrılsa dahi takip edileceğinin söylendiğini ifade etmiştir.
Aradan geçen 30 yıla rağmen Baybaşin’in özgürlüğünden mahrum bırakılması ve bugün mutlak tecrit altında tutulması, destekçileri tarafından hukuki değil siyasi bir tutum olarak değerlendirilmektedir.
Baybaşin’in yıllar önce dile getirdiği şu söz ise hâlâ tartışılmaya devam etmektedir:
“Eğer devletin yapısı suç örgütü tarzını aşamıyorsa, mafya devletin kendisidir.”
Bugün talep edilen şey ayrıcalık değil; adaletin, hukukun ve insan haklarının herkes için eşit uygulanmasıdır.
Hüseyin Baybaşin için adalet, umut hakkı ve tecridin son bulması talebi büyüyerek devam ediyor.
#FreeBaybasin
#JusticeForBaybasin
#UmutHakkı
#TecrideSon
#30YıldırRehin