14 Temmuz: Hafızaya Sadakat, Onura Bağlılık

14 Temmuz: Hafızaya Sadakat, Onura Bağlılık
14 Temmuz 2026
Bazı tarihler vardır ki yalnızca takvim yapraklarında yer almaz; halkların ortak hafızasında, vicdanında ve geleceğe dair umutlarında yaşamaya devam eder. 14 Temmuz, Kürt halkı açısından böyle bir tarihtir.

1789 yılında Bastille Hapishanesi'nin kapılarının kırılması, baskıya ve mutlak yönetime karşı halk iradesinin simgelerinden biri olarak tarihe geçti. Aradan 193 yıl geçtikten sonra, 14 Temmuz 1982'de Diyarbakır Cezaevi'nde başlatılan Büyük Ölüm Orucu Direnişi ise, ağır baskılar, işkence ve insan onurunu hedef alan uygulamalara karşı gösterilen direnişin sembollerinden biri olarak hafızalara kazındı. O gün yaşananlar yalnızca cezaevi duvarları arasında kalmadı; bir halkın hafızasına, vicdanına ve tarihine yazıldı.

Bugün, aradan geçen yıllara rağmen, insan onurunu zedeleyen uygulamaların farklı biçimlerde devam ettiğini görüyoruz. Hüseyin Baybaşin de yaklaşık 30 yıldır Hollanda cezaevlerinde özgürlüğünden mahrum bırakılmış bulunuyor. Son üç aydır ise ağır bir siyasi tecrit altında tutuluyor. Ancak inancı şudur ki; insanın bedenini özgürlüğünden mahrum bırakabilirsiniz, fakat hakikate olan inancını, milletine olan bağlılığını ve adalet arayışını zincire vuramazsınız.

Tecrit, yalnızca bir kişiyi yalnızlaştırma yöntemi değildir; aynı zamanda düşünceyi, umudu ve iradeyi susturma girişimidir. Tarih göstermiştir ki, baskı ve tecrit kalıcı olmamış; insan onuru ve adalet arayışı ise yaşamaya devam etmiştir.

Bu nedenle bugün bizlere düşen görev, geçmişin acılarından ders çıkararak milli birlik duygumuzu daha da güçlendirmektir. Dilimize, kültürümüze ve tarihimize sahip çıkmak; ortak geleceğimizi sağlam temeller üzerine inşa etmek, her Kürdün ortak sorumluluğudur.

Bu anlayışla, Kurdistan Birleşik Devletleri fikrini, halkımızın ortak iradesini, milli birliğini ve kurumsal dayanışmasını güçlendirmeye yönelik bir hedef olarak görüyoruz. Halkımızın farklı coğrafyalarda yaşayan fertlerinin ortak bir vizyon etrafında buluşabilmesi; hukuk, demokrasi, insan hakları ve karşılıklı saygıyı esas alan güçlü kurumlar oluşturabilmesi, geleceğimiz açısından büyük önem taşımaktadır. Güçlü kurumlara sahip, birlik içinde hareket edebilen bir millet, haklarını daha etkin şekilde savunabilir ve gelecek nesillere daha güvenli bir miras bırakabilir.

14 Temmuz'un bize hatırlattığı en önemli gerçeklerden biri de şudur: Baskılar geçicidir; halkların hafızası, onuru ve adalet arayışı ise kalıcıdır. Birlik ve dayanışma içinde hareket eden bir millet, geleceğini kendi iradesiyle şekillendirme gücüne sahiptir.

Bu vesileyle, 14 Temmuz Direnişi'nde hayatını kaybedenleri rahmet ve saygıyla anıyor; onların bıraktığı hafızanın, adalet ve insan onuruna duyulan bağlılığın gelecek kuşaklara aktarılmasının ortak sorumluluğumuz olduğunu bir kez daha vurguluyorum.

Saygılarımla,

Hüseyin Baybaşin