Röportaj: Hüseyin Baybaşin Dosyasında Şantaj ve Delil iddaları

Röportaj: Hüseyin Baybaşin Dosyasında Şantaj ve Delil iddaları
25 Eylül 2026
İSTANBUL-

Jeffrey Epstein, ilk olarak 2005 yılında “fuhuş için insan kaçakçılığı” suçlamasıyla yargılandı. Epstein, reşit olmayan kız çocuklarını cinsel amaçla kullanan "geniş bir ağ" yönetmekle suçlandı. 14 yaşındaki bir kız çocuğunun ailesi, 2005 yılında Florida'da polise, Epstein'in Palm Beach'teki evinde kızlarına cinsel tacizde bulunduğu şikayetini yaptı. Polisin evde yaptığı aramada evin her yerinde kız çocuklarının fotoğrafları bulundu. Epstein 2008’de 18 aylık hapis cezasına çarptırıldı. Ardından tahliye edildi. Epstein, daha sonra 6 Temmuz 2019'da aynı suçlamayla New York'ta tekrar tutuklandı. Kendisi hakkındaki suçlamaları reddeden Epstein, Metropolitan Cezaevi'ne konuldu. Epstein’in yargılaması sürerken, 10 Ağustos 2019'da New York'taki bulunduğu cezaevinde intihar ettiği iddia edildi.

ABD Başkanı Trump 2002 yılında New York dergisine verdiği bir röportajda "Jeff'i 15 yıldır tanıyorum. Müthiş bir adam" demişti. Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Adalet Bakanlığı 30 Ocak'ta üç milyondan fazla belge açıkladı. Açıklanan belgelerde tüm ülke yöneticilerinin bulunduğu fotoğraflar ve e-postalar ortaya çıktı. Son olarak yayınlanan belgelerde öne çıkan en dikkat çekici isimlerden bazıları Trump teknoloji milyarderleri Elon Musk ve Bill Gates oldu. 

Jeffrey Epstein’in dosyası dünyada büyük yankı uyandırırken, Türkiye’de de bir benzeri olduğu ortaya çıktı. Buna dair 3 Temmuz 2013’te Hollanda’da tutuklu bulunan Hüseyin Baybaşin’in o dönem avukatı olan Eren Keskin, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına başvuruda bulunuyor. Başvuruda, 1990’lı yıllarda Türkiye’de bazı Kürt iş insanlarının öldürüldüğünü ve o dönem yurt dışında bulunan Hüseyin Baybaşin’in de arandığı belirtildi. Başvuruda Hüseyin Baybaşin’in “uluslararası bir organizasyonla” 24 Aralık 1995’te yakalandığı ifade edilirken, Hüseyin Baybaşin’in yakalanmasının bir “şantaj” üzerinden yapıldığının altı çizildi.

Şantaja konu olan ve takipsizlik kararı verilen dosya, askeri istihbarat mensubu olduğunu söyleyen M.Y.A.’nın, Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulunması ve olay yerinin İstanbul olması nedeniyle dosyanın İstanbul’a sevk edilmesiyle başlar. M.Y.A.’nın şikâyeti üzerine dönemin Hollandalı savcısı Joris Demmink’in 3 erkek çocuğa tecavüz ettiğinin tespit edildiği vurgulanan başvuruda, M.Y.A.’nın tecavüz olayına ilişkin ve yapılan anlaşmalara dair elinde bulunan belgelerle Amed TV de yapılan programı da delil olarak gösterdiği elindeki CD’leri savcılığa ibraz ettiği ve tecavüze uğrayan çocukların ifadelerinin olduğu vurgulandı. O dönemde İstanbul Narkotik Şube Müdürü Ferruh Tankuş, Narkotik Şube Emniyet Amiri Hüdai Sayın’ın isimlerinin de yer aldığı başvuruda, Demmink’e “çocuk tecavüz olayına ilişkin CD’leri” üzerinden “şantaj” yapılarak, Hüseyin Baybaşin’in tutuklanmasına neden oldukları ifade edildi.

Hollanda'da “cinayete teşebbüs ve tehdit” iddialarıyla ömür boyu hapis cezasına çarptırılan ve halen Hollanda’daki Vught Cezaevi’nde bulunan Hüseyin Baybaşin’in avukatları olayların perde arkasını Mezopotamya Ajansı’na (MA) anlattı.

*Öncelikle başvurunuzda da geçen olaylar nedir, bize detaylıca anlatır mısınız?

1995 yılında Hollanda Adalet Bakanlığı Genel Sekreteri(Türkiye’de karşılığı Bakanlık Müsteşarı) Joris Demmink belli çalışmalar için Türkiye’ye geliyor. O dönemde bilindiği gibi Hüseyin Baybaşin’in Türkiye devletiyle arasında anlaşmazlıklar vardı. Bu yüzden Hüseyin Baybaşin Türkiye’den ayrılmıştı, nerede olduğunu bilmiyorlardı.

Almanya’da birkaç kez Türkiye, Hollanda ve başka ülkeler dâhil olup “Bu adamı nasıl buluruz?” tartışmasını yaparken, bir anlaşmaya varıyorlar. Bu anlaşma çerçevesinde ‘K4’ isminde bir komite kuruyorlar. Bu komite Avrupa Birliği (AB) bünyesinde kuruluyor. İlk 6 ayında Joris Demmink bu kurula başkanlık yapıyor. İkinci 6 ayında da Lüksemburg adına yine Joris Demmink başkanlık yapıyor. Avrupa Birliği ülkelerinin başkanlığının İngiltere’ye geçmesinden sonra Joris Demmink, K4’te ‘üye olarak’ İngiltere’ye geçiyor.

Almanya ve Hollanda’daki bazı Türk yetkililer Almanya’da yaptıkları bir toplantıda; Joris Demmink’in sübyancı olduğunu, Türkiye’de de birkaç kez sübyancı partilerine katıldığını belirterek, kendisiyle beraber birkaç üst düzey Alman ve İngiliz devlet yöneticilerini de Türkiye’de yapacakları böyle bir organizasyona davet etmeyi kararlaştırılıyorlar. Bu kişiler, bu olayın yol haritasını o toplantıda belirliyorlar. “K4’ün başına getirilen Joris Demmink AB ülke yöneticileriyle Türkiye’ye gelirse ve bu sübyancı partilerinden birinde tuzağa düşürülürse bunların Hüseyin Baybaşin’i bulup teslim etmeleri mümkün olur. Çünkü Hüseyin Baybaşin’in aleyhinde bir suç yok. Türkiye’de Hüseyin Baybaşin’in yaptığını söylediğiniz suçlar için hiçbir belge göstermediniz. Ayrıca Türkiye Adalet Bakanlığından onun avukatlarının Türkiye’de daha önce basına gösterdikleri hiçbir sabıkasının olmadığına dair belge var.” deniliyor. Bu belge, Hüseyin Baybaşin’in avukatları olarak bizde ve arşivlerde halen mevcut. İsteyen herkes Adalet Bakanlığından bunu öğrenebilir. Bu konuda gerçeği yansıtmayan, manipülatif açıklamalar var ama işin gerçeği budur. Bu belgenin yanı sıra DGM’nin “Hüseyin Baybaşin’in uyuşturucu trafiği ile hiçbir ilişkisi olmadığına” dair kararı var.

*K4 isimli komitenin kurulmasının amacı nedir?

K4 Komitesi, Maastricht Antlaşması sonrasında AB içinde terör, sınır güvenliği ve polis iş birliğini koordine etmek amacıyla kurulmuş teknik bir yapıydı. K4 Komitesi’nin amacı genel olarak Avrupa’nın iç güvenliğini güçlendirmekti; ancak 1990’larda Kürt hareketleri bu güvenlik çerçevesinde değerlendirildiği için, Avrupa’daki Kürt siyasi faaliyetleri üzerinde daha sistematik bir güvenlik denetimi dönemi başlamış oldu. K4 komitesinin temel görevleri; üye devletler arasında polis iş birliği, terörle mücadele, göç ve iltica politikaları, sınır güvenliği ve adli iş birliğidir (ceza hukuku). Komite, bu alanlarda Konsey’e hazırlık yapan ve teknik düzeyde karar taslaklarını şekillendiren bir yapıydı.

K4 çalışmaları çerçevesinde AB sınırları içerisindeki ilticacılarını Türkiye’ye teslim etmesi amaçlanıyordu. AB sınırları içinde Türkiye’de aranan, hakkında infaz kararı verilmiş PKK’ye destek veren, Kürt davasına destek veren ne kadar ilticacı varsa Türkiye’ye gönderilmesi ya da Türkiye’nin onlarla ilgili kararlarını AB sınırları içerisinde gerçekleştirmesine olanak sağlanması organize edilecekti.

K4 komitesinin bu etkisinin Hüseyin Baybaşin davasında kullanılabilmesi için Joris Demmink ve onunla beraber olanlara Türkiye’deki sübyancılık davaları üzerinden şantaj yapılmıştır.

*Hollandalı Adalet Bakanlığı Müsteşarı Joris Demmink’in 3 erkek çocuğa tecavüz olayı nasıl meydana geliyor?

Bunlar Türkiye’ye geliyorlar. Bu çalışmalar yapılırken, İstanbul Hassas Bölgeler Koruma Şube Müdürlüğü’ndeki ekipler Joris Demmink ve onunla beraber olan insanlara koruma görevi yapıyorlar. Joris Demmink, Hollanda’da büyük etkisi olan biridir. Adalet Bakanı Müsteşarı, savcı, daha önce yabancılarla ilgili birimin başkanı ve birçok diğer kurumlarda da etkin bir kişi olurken, 1995 yılından itibaren de K4’ün iki dönem başkanlığını yapmıştır. Koruma memurları görevleri gereği bunlara eşlik ederken bunlar koruma memurlarına, kendilerine eğlenmek için erkek çocuk bulmalarını istediklerini söylüyorlar. Bu memurlar da o zaman kendi üstlerini arıyorlar. Onların üstlerinin de ifadeleri var. “Ankara’dan kesin talimat var. Bu adamlar ne istiyorlarsa yapın. Gidin çocuk bulun ve onlara verin” diyorlar. Demmink’in koruma ekibinde olan koruma polis memuru Mehmet Korkmaz’ın da olayı doğrulayan ifadeleri var. Korkmaz’ın ifadesine göre gidip Topkapı surlarının altından bir tane çocuk alıp Fatih’te Vatan Caddesi’ndeki Akgün Otel’e getiriyorlar. Otelde çocuğu yıkıyorlar, yeni elbise giydiriyorlar ve Demmink’in odasına götürüyorlar. Çocuğun ifadesine göre; Demmink ona sapıkça dokunuşlarda bulununca o da tepki gösteriyor. Sonra Demmink bu ekibi arıyor. Ekipte İngilizce konuşan bir polis memuru var. O gidip çocuğu “Demmink ne diyorsa onu yap yoksa seni burada gebertiriz.” şeklinde tehdit ediyor. Ve orada Demmink tarafından çocuğa tecavüz ediliyor. Daha sonra Demmink’in isteğiyle 14 yaşından küçük başka bir erkek çocuk buluyorlar. Gazeteci Burhan Kazmalı’nın bu olayları anlatan mağdur çocuklarla yapılmış ve mağdur çocukların suçluları teşhis ettiği kayıtların olduğu röportajı var. O dönem Hollanda’da polis istihbarat birimi şefi ve avukat arkadaşlarımız bu mağdur çocuklarla İstanbul’da görüştü.

*Gazeteci Burhan Kazmalı tecavüz edilen erkek çocuklara nasıl ulaşıyor?

Siyasetçi Necdet Menzir o zaman Burhan Kazmalı’yla görüşüyor. Menzir, Kazmalı’ya “Hüseyin Baybaşin’in, suçlandığı olaylarla bir ilgisi yoktu. Ankara’da bazı MİT mensupları, bazı üst düzey emniyet yetkilileri ve dönemin başbakanı ve cumhurbaşkanı; Tansu Çiler’in eşi, Süleyman Demirel’in yeğenleri; emniyet mensupları Mehmet Emin Aslan ve Ferruh Tankuş’la bir çalışma yapıp Hüseyin Baybaşin’i suçladılar. Ama esas davaya konu olan evrakların hiçbirinde Hüseyin Baybaşin’in suçlu olduğunu gösteren bir veri yok. Ben İstanbul Emniyet Müdürü idim. Müdahale edemedim. Ancak şimdi akciğer kanseriyim ve öleceğim. Bu olayla ilgili vicdan azabı çekiyorum ve bundan çok rahatsızım. Bu konuyla ilgili sana bilgileri vermek istiyorum. Sen bunu araştır.” diyor.

Kazmalı, Menzir aracılığıyla Hassas Bölgeler Koruma Şube Müdürlüğü’nde görevli polis memuru Mehmet Korkmaz ve Narkotik Şube Müdürlüğüne atanmış olan Ferruh Tankuş’la görüşüyor. Bunların ortak ifadesi şu: “Hüseyin Baybaşin’in ilişkileri çok genişti, büyük servet sahibiydi ve devletin başını ağrıtıyordu. PKK’yi de destekliyordu. Avrupa’da PKK için bir gazete açtı. MED TV’yi açtı. Ayrıca Türkiye’nin aleyhine sürekli olarak konuşup lobi çalışmaları organize ediyordu. Devlet bizden Hüseyin Baybaşin’in etkisizleştirilmesini istedi. Biz Baybaşin’in bulunması için ekip gönderdik, bulamadılar. Sonra Demmink ve diğerleriyle Baybaşin’i bulup bize versinler diye şantaj yaparak anlaşma yaptık. Hollanda’da onu tutuklayıp bize vereceklerdi. Hüseyin Baybaşin’i bulsun diye Tuncelili bir vatandaşı Avrupa’ya gönderdik. Bu kişi Baybaşin’le ilişkiye geçti. Biz nerede olduğunu bilmiyorduk. Tuncelili adam Hüseyin Baybaşin’in çevresiyle ilişkiye geçip Baybaşin’i görüşmeye ikna etti. Belçika’da görüşeceklerdi ama tutuklamanın yapılabilmesi için Hüseyin Baybaşin’in Hollanda’ya getirilmesi gerekiyordu. Bunun için bir plan yaptık. Yaptığımız plana göre adam görüşmenin olacağı günün akşamında Hüseyin Baybaşin’e bir yemek zehirlemesi geçirdiğini söyleyecek ve Baybaşin’in Hollanda’ya gelmesini sağlayacaktı. Hollanda’nın Türkiye konsolosluğundan bir yetkili, tercüman Tayyar Çetinkaya, o zaman kayıtlı polis muhbiri Yücel Yeşilgöz’de bunlarla birlikte o yemeğe katıldılar. O yemekte Tuncelili şahsın yemeğine ishal ilacı kattılar. Şahıs ishal olmanın yanı sıra alerjik reaksiyon da gösterdiği için Belçika’daki randevu yerine gidemedi. Ertesi gün Belçika’da görüşecekleri otele, arabayla Hüseyin Baybaşin’in de tanıdığı bir şahsı gönderdik. Baybaşin ile görüşünce Tuncelili adamın çok ciddi rahatsızlığı olduğunu, Baybaşin’i alıp Hollanda’ya götürmeye geldiğini söylüyor. Baybaşin’de Hollanda’da bulunan birini arayıp durumun doğrulunu teyit ediyor. Baybaşin, “Biz de Belçika’dan 4, 5 saatliğine gider, görüşmemizi yapar döneriz” diyor, böylece Tuncelili adamın ne diyeceğini de öğrenmiş olacağını söylüyor.” Tuncelili şahıs Hollanda mahkemesine gönderdiği ifadesinde bu konuyu detaylarıyla izah ediyor. Hüseyin Baybaşin Tuncelili adamın gönderdiği adamla Belçika’dan Hollanda’ya giderken Hollanda’nın Breda sınırında Hollanda polisi tarafından rehin alınıyor. Ve o zamandan beridir Hollanda’da rehin tutuluyor. Bunların hepsi belgelerle mevcut.

Kazmalı Demmink’e ne ile şantaj yapıldığını sorması üzerine Hassas Bölgeler Koruma Şube Müdürlüğü’nde görevli polis memuru Mehmet Korkmaz yukarıda bahsettiğimiz ifadeyi veriyor. Bunun üzerine gazeteci Burhan Kazmalı mağdur çocuklara ulaşıyor.

*Hüseyin Baybaşin tutuklandıktan sonra neler oldu?

Tabi ki biz bunları öğrendikten sonra davalar açtık. Hüseyin Baybaşin o dönem 2004’e kadar tecrit altındaydı. Bu bilgileri öğrenemedi. Kürt basın çevresi de rehin alınma olayını yeterince işleyemedi. Hüseyin Baybaşin’in rehin alındığı Aralık 1995 tarihinden sonra 1 yıl hapiste kaldı. 1 yılın sonunda ev hapsiyle serbest kaldı. O dönemde Baybaşin’in kaldığı evin adresi polis tarafından biliniyordu ve sürekli kapıda duruyorlardı. Evden ayrıldığında polisler hep peşinden giderlerdi.

Baybaşin tecritten çıktıktan sonra adı geçen insanların hepsini, yetkilileri tek tek telefonla arayıp, bu olaylar neydi, nasıl oldu diye soruyor. O zaman “Hüseyin Baybaşin’in davası nedir” diye bir ek rapora ulaşıyor. Hüseyin Çelebi adlı bir askeri istihbarat çalışanı ve ona bağlı 2 kişi Genel Kurmay Başkanlığının talimatıyla o raporu hazırlamışlar. Size bu röportajda anlatacağımız bilgilerin çoğunu da o rapordan öğreniyoruz. Onları araştırıp peşi sıra diğer bilgilere de ulaştık.

*Ne gibi bilgiler?

Şunu öğrendik: Bodrum’nun Gümbet köyünde, Gümbet otelde, sübyancılarla bir alem yapmışlar. Orada çocuğun birine tecavüz ederken acı incitmişler. Çocuk bağırmış, çağırmış, “polise gideceğim” diye haykırmış. Orada onların güvenliğinden sorumlu polislerden biri bu duruma öfkelenmiş. Bu anlatıyı hem çocuklar hem de polis memuru Mehmet Korkmaz teyit ettiler. Polislerden biri bu durumdan rahatsız oluyor ve çocuğa diyor ki “İçeride ne oluyor?” Çocuk da olayı anlatıyor. Polis de öfkelenip havaya birkaç el ateş ediyor. Orası jandarma bölgesi olduğu için jandarma ne olduğunu öğrenmek için olay yerine gidip baskın yapıyor. Orada Gümbet otelinin komple bunlara ayrıldığını görüyorlar. Oradaki insanların hepsini uygunsuz halde görüyorlar. Aralarında Joris Demmink’in de bulunduğu grubun hepsini yere yatırıyorlar. Meğer o ahlaksızlıklar küçük çocuklara yaptıklarını kayıt etmişler. Onların hepsini o kayıtlarla beraber alıp jandarma karakoluna götürüyorlar. Şimdi öğrendiğimiz kadarıyla eski Türkiye Başbakanı Tansu Çiler ve diğer emniyet görevlilerinin müdahalesiyle Ankara’dan bir helikopter gönderiyorlar. Demmink ve diğer K4 organizasyonundaki yetkilileri Ankara’ya götürüyorlar ve Ankara’da bir anlaşma yapıyorlar.

Ankara’da, “Siz bunu yaptınız ama biz bu davayı kapatırız, eğer siz de bize Hüseyin Baybaşin'i bulup teslim ederseniz.” diyorlar. Demmink ve diğerleri de bu anlaşmaya razı oluyorlar. Ardından Hüseyin Baybaşin’in peşine düşüyorlar. Bu arada Türkiye’de Saygı Öztürk, Uğur Dündar ve diğer birkaç çapulcu gazeteci üzerinden Hüseyin Baybaşin’in aleyhinde yalan yanlış bilgileri basına servis ediyorlar. HHollanda ve Türkiye devlet yetkilileri birlikte çalışarak, birçok basın yayın çevresini koordine ederek; “Hüseyin Baybaşin dünyanın 1 numaralı uyuşturucu kaçakçısıdır. Avrupa devletleri onun çalışmalarından ötürü tehlike altındadırlar. Bizim bunu bulup Türkiye’ye teslim etmemiz gerekir.” düşüncesini yayıyorlar. Bu çerçevede çalışmalar yürütüyorlar. Yukarıda bahsettiğimiz Tuncelili adam aracılığıyla 24 Aralık 1995’te Hollanda Belçika sınır kapısında Hüseyin Baybaşin’i rehin almayı başarıyorlar. Daha önce Hüseyin Baybaşin Hollanda’ya hiç gitmemiş ve hiç Hollanda’da yaşamamış. O dönemde Hüseyin Baybaşin ailesi ile birlikte İngiltere’de yaşıyor. Kendisi 24 aralıkta rehin alındıktan sonra anlaşılıyor ki, Hollanda ve Türkiye arasında Nisan 1995 te bir anlaşma yapılmış. Anlaşmaya göre, Hollanda Hüseyin Baybaşin’i tutuklayıp Türkiye’ye teslim edecek. Bu anlaşmanın kendisi uluslararası suçtur. Çünkü o zamana kadar Hollanda da hiç yaşamamış olduğu halde. Hollandanın onu tutuklamaya çalışması için hiçbir yasal gerekçe yokken, Hollandanın bulup Türkiyeye teslim etmesi de uluslararası suçtur. Ayrıca Hollanda dışındaki olaylar da Hollandayı ilgilendirmez. Eğer Hüseyin Baybaşin Hollanda vatandaşı olsaydı, Hollandanın Türkiye ile bir anlaşma yapmasına gerek olmadan kendisini bulup, tutuklayıp Hollandaya getirebilirdi.

Bütün bu olaylar bağlamından anlaşılmalı ki; Hollanda ile hiçbir bağlantısı olmayan Hüseyin Baybaşin’in, Hollanda tarafından tutuklanması alenen Demmink’e yapılan şantajın sonucudur.

Daha sonra öğrendik ki Türkiye Hüseyin Baybaşin’in teslim edilmesi için İngiltere, Almanya ve Fransa ile görüşmüş. Bunlarda “Siz onun aleyhinde var olan belge, bilgileri bize verin. Biz o zaman bakabiliriz. Ama sizde belge yoksa biz bu konuyla ilgilenemeyiz. Hüseyin Baybaşin Kürt davasıyla ilgili çalışmalar yürütüyor, bizim tek bilgimiz budur.” demişler. Ondan sonra Almanya’nın bazı yetkililerinin önerisiyle Hüseyin Baybaşin’in Hollanda’ya getirilmesi için tuzak kuruluyor ve Türkiye’ye verilmek üzere Hollanda’da tutuklanıyor. Türkiye’ye iade mahkemesi sürecinde Hüseyin Baybaşin’in avukatları çok sayıda belge ve bilgileri mahkemeye sunuyorlar. Hollanda ile Türkiye arasında yapılan anlaşma açığa çıkınca, Hollandalı birçok yetkili tepki gösterdi. Çok sayıda belge açığa çıktı ve Hüseyin Baybaşin’i Türkiye’ye veremeyeceklerini anladılar.

Hüseyin Baybaşin Hollanda’da rehin alındıktan yarım saat sonra Türkiye’nin bütün haber kaynakları, televizyonları Hüseyin Baybaşin’in Hollanda’da tutuklandığını ve hemen Türkiye’ye getirileceğini haber yaptılar. Türkiye’deki basın ayrıca bir askeri uçağın havalandığını ve havadaki görüntüsünü paylaşarak “Bu uçak Belçika’da NATO üssüne gidiyor. Hollanda’dan Hüseyin Baybaşin’i alıp getirecekler.” şeklinde haber yaptılar. Bazı haber kaynakları da “Hüseyin Baybaşin’i Türkiye’ye getirmek yerine uygun bir yerde uçaktan atacaklar.” diye ahlaksızca yazılar yazdılar. Sonuçta güçleri yetmiyor ve hevesleri kursaklarında kalıyor. Hüseyin Baybaşin’in daha önce Türkiye’de işkence gördüğü, Türkiye Adli Tıp Kurumunca rapor edildiği de tespit ediliyor ve bu raporlar mahkemeye sunuluyor. Dolayısıyla var olan bu uluslararası anlaşmalarda Hollanda da bir taraftır. İçinde Hüseyin Baybaşin’in isminin de olduğu liste hakkında dönemin başbakanı Tansu Çiller 4 Kasım 1993'te yaptığı bir konuşmada, "Elimizde PKK'ya yardım eden Kürt işadamlarının listesi var. Listede 60 kadar isim bulunuyor. Devlet PKK'yla olduğu gibi, PKK'ya mali destek sağlayanlarla da her biçimde mücadele edecektir" demişti. Bu bilgiler Hollanda’da zaten mahkemeye sunulmuştu. Siyasi kimliğinden ötürü devletle anlaşmazlık içinde olduğu için işkence göreceği şüphesi oluştuğundan Türkiye’ye iade edilmedi.

*Hüseyin Baybaşin’i Türkiye’ye teslim edemedikleri için ne yaptılar?

Hüseyin Baybaşin’i Türkiye’ye gönderemeyeceklerini anladıklarından dolayı yeni bir suç oluşturdular. Hüseyin Baybaşin Hollanda’da hapisteyken, ailesi ve çevresiyle yaptığı telefon konuşma kayıtlarını ve Türkiye’de var olan bazı konuşma kayıtlarını, İstanbul Narkotik Şubede harmanlayarak bilgisayar ortamında sahte telefon konuşma kayıtları oluşturdular. Bunu yaparken de, Türkiye ve Hollanda'daki polis görevlilerinin ifadelerine göre, Narkotik Şubede Hüdai Sayın ve Ferruh Tankuş, bir amatör tiyatro sanatçısını ve polis radyosunda bir komedyeni konuşturuyorlar. Sonradan o konuşmaları yapanlardan bir tanesinin sesini Hüseyin Baybaşin’in sesine uygun hale getirip, o seslerden kasetler doldurup Hollanda'ya gönderiyorlar. Hollanda’da o kasetler üzerinden Hüseyin Baybaşin'e yeni bir suçlamada bulunuyorlar. Bu sahte suçlamalara dayanarak bulunduğu ev hapsinden yeniden tutuklanıyor. Bu bilgilerin hepsi hem Hollanda'da hem Türkiye'de ilgili makamlara sunulmuştur. Hüseyin Baybaşin’in Hollanda ve Türkiye'deki avukatları bu bilgileri dönemin başbakanı Recep Tayyip Erdoğan'a da göndermişlerdir. Kopyaları bizde de mevcuttur.

Bu yeni suç oluşturmalarda Mehmet Emin Aslan, Ferruh Tankuş ve onlarla çalışan birçok görevli yer alıyor. Hüseyin Baybaşin henüz tutuklu olmadığı dönemde Hollanda Uluslararası Adli Yardım Kurumu Başkanı Başsavcı Jan Koers’u Türkiye’ye gönderiyorlar. Koers, Türkiye’de bazı savcılarla görüşüyor. Hepsinin adları tarafımızca bilinmektedir. Türk savcılar Koers’e, “Biz Hüseyin Baybaşin’in aleyhinde bir dosya oluşturacağız, içeriğinde Hollanda kanunlarına göre tutuklanmasını gerektirecek unsurların olması lazım. Bu çerçeveyi siz bize izah edin.” diyorlar. Koers’te, “Hüseyin Baybaşin’in bir suçu var ise uyuşturucu imalat yeri varmış. Bunun yerini bize gösterebilir misiniz?” diyor. Türk savcılar “Şu an öyle bir yer yok. Çünkü biz daha önce bu yerlerin bilgilerini alıp buraları bastık ve imha ettik.” diyor. Koers’te, “Siz bu yerleri basıp imha ettik, diyorsunuz. Belgeleyebilir misiniz? Video kaydı aldınız mı?” diye soruyor. Ancak belge ve kayıtlarının olmadığını söylüyorlar. Koers’te, “Ben söylentiler üzerine bir suçlamada bulunmam.” diyor. Türk savcılar, “Biz Hollanda devletiyle anlaşma yaptık. Bu anlaşma çerçevesince senle bu işi yapmamız için seni buraya gönderdiler, ne demek yapamazsın?” diyorlar. Koers’te, “Eğer Hollanda devletiyle böyle bir anlaşma yapmışsanız, bu suç teşkil eder. Ben bu suça dâhil olmam.” diyor. Türk savcılar, aynı günün akşamında Koers’u akşam yemeğine davet ediyorlar. Onun her iki tarafına da manken tipli kızlar oturtuyorlar. Yine Koers beyanında, “Bana çok hürmet ettiler. Kadınlar da o gece sözde beni misafir edeceklerdi.” dedi. Başsavcı Koers, yemekten sonra hesabını istiyor. Türkiye’nin devlet güvenlik mahkemelerindeki görevli savcılar da kızıyorlar. Savcılar, “Sen bize misafirsin, sen para vermezsin!” diyorlar. Koers, “Ben Hollanda başsavcısıyım. Sizin yaptığınız bu servis benim karakterime uygun değil, ben kendi yemek paramı veririm. Siz de kendi yemek paranızı verin.” diyor. Ardından Koers, kendi yemek parasını veriyor. Türk savcılardan hatır istemeden restaurantı terk ediyor. Hollanda’ya gelmeden önce Hollanda’nın İstanbul konsolosluğuna gidiyor. Oradaki görevliye durumu izah ediyor. Görevli de “Biz bunları biliyoruz. Hüseyin Baybaşin’e tuzak kurmaya çalışıyorlar. Hollanda kanunlarına göre suçtur. Biz buna razı değiliz, dedik. Biz böyle dediğimiz için bizim başımızdaki arkadaşımızı görevden aldılar ve Hollanda’ya geri gönderdiler” diyor. Koers’in beyanı böyledir.

Bu olaydan sonra toplantıları İstanbul Narkotik şubede (Ferruh Tankuş’un başkanlığını yaptığı şubede) yapmaya başlıyorlar. Akgün otelde de toplantılar yapılıyor. Çünkü Hollanda konsolosluğu bu çalışmaların konsoloslukta yapılmasına izin vermiyor. Güvenlik birimlerinin başındaki polis de bunu resmiyete döküyor. Hollanda’daki yetkililere bildiriyor. Onun da yazısı mevcut. Hüseyin Baybaşin’in yargılama sürecinde güvenlik birimlerinin başındaki polis mahkemeye getirildi ve ifadesini doğruladı. Koers, Hollanda’ya geri geliyor ve kendisini Türkiye’ye gönderen şahsa, yaşadıklarını iletip hiçbir çalışma yapmadan geri geldiğini söylüyor.

Elimizde “TELEFONICA Memo” belgesi var. Bu belgedeki şahsın ismi Hollanda Başsavcısı Koers’in verdiği ifade de yazılı. “TELEFONICA Memo” belgesinde, Hollanda devletinin Baybaşin’in davasının Türkiye devletindeki başka bir dava için baskı unsuru olarak kullanıldığını yazıyor. Orada Hollandalı üst düzeydeki yetkili, alt düzeydeki yetkiliye yazı yazıyor; “Baybaşin’in Türkiye’ye iade edilemeyeceğini anladık. Ancak dosyasında herhangi bir işlem yapmayın. Demmink şimdi tatilde, gelince o ne yapacağını biliyor. Ama biz Baybaşin’in davasını başka bir dava için baskı unsuru olarak kullanıyoruz.” deniliyor. Bu “TELEFONICA Memo” belgesi Hollanda Adalet Bakanlığı’nın resmi evrakıdır.

*Türkiye ve Hollanda’da olanlara dair kimler hakkında davalar açtınız, bu davaların sonucu ne oldu?

Biz o dönem Hollanda’da devletin ve görevlilerin aleyhine dava açtık. Bu davanın savcılarını da Demmink atamıştı. Bunların da belgeleri var. Türkiye’de de dava açtık. Tansu Çiller, Mehmet Emin Aslan, Ferruh Tankuş ve birçok kişi hakkında dava açtık. Önce olaylar Akgün otelde geçtiği için Fatih Adliyesi’nde dava açtık. Dava dosyasını epey dolaştırdılar. Sonra “Zaman aşımından ötürü davanın soruşturulmasına yer yoktur.” kararını verdiler.

Bu süreçte gazeteci Burhan Kazmalı ve mağdur çocuklardan biri Hollanda’ya gelip diğer çocukların ifadelerini, video kayıtlarını, polis Mehmet Korkmaz’ın açıklamalarını ve diğer polislerin ifadelerini Hollanda’da mahkemeye sunup ifade verdiler. Hollanda’daki mahkemede, Demmink tarafından atanan Hollanda Başsavcısı, tercüman ve sosyal görevli huzurunda, çocuğu sorguladılar. Çocuğa, “Demmink’in sana tecavüz ettiğini söylüyorsun. Peki, bu adam cinsel organıyla mı yoksa parmağıyla mı tecavüz etti?” diye ahlaksızca soru soruyor. Çocuk da kızarak, “Ben o zaman 12 yaşındaydım. Adam bana çok şey yaptı. Ben Türkiye’de ablamla birlikte polise gittim. Polisler beni 2 saat hücrede tuttular. Sonra dövdüler, dışarı attılar.” şeklinde olayı anlatıyor. Demmink tarafından atanan Hollanda başsavcısı, çocuğun kendisine tecavüzün parmakla mı, cinsel organla mı yapıldığını hatırlamadığı için davanın “soruşturulmasına gerek yok” deyip davayı kapatıyor.

Türkiye’de daha sonra ikinci müracaatımız oldu. Savcı Selim Berna Altay uzun süre dosyayı inceledikten sonra “Demmink’in 1996 yılında Türkiye’ye geldiği yaptığımız araştırmada tespit edildi. Ancak dava konusu suçlamalar zaman aşımına uğradığı için soruşturmaya yer yoktur.” kararı veriyor. Daha sonra Demmink’in Türkiye’ye geldiğini söylediği için çeşitli baskılara da maruz kalıyor. Hüseyin Baybaşin’in Türkiye ve Hollanda’daki avukatları ve polis istihbarat müdürü Klaas Langendoen, zamanın Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’a mektuplar ve belgeler gönderdiler. Ondan sonra Erdoğan Adalet Bakanlığına “soruşturma” için talimat veriyor. Davanın İstanbul’da Başbakan ve Adalet Bakanlığı talimatıyla yine görülmesi gerekirken, savcı Zekeriya Öz “soruşturmaya yer yoktur.” diye imza atıyor ve dosyayı kapatıyor. Adalet arayışımızdan hiçbir zaman vazgeçmedik. Başka tanıklar bulup Hollanda’ya getirdik. Onlarla birlikte yeniden dava açmak istedik ve her zaman olduğu gibi politik duvarlarla karşılaştık.

*Konuya dair AKP-MHP iktidarına ilettiğiniz bir şey var mı?

Avukatlar olarak Recep Tayyip Erdoğan’a Başbakan iken bilgi ve belgeler gönderdik. Ancak biz soruşturma talep ettikten sonra tüm savcılık soruşturmaları engellendi. Bu tür soruşturmaların engellenmesi için 2006 yılında Joris Demmink, dönemin Adalet Bakanı Cemil Çiçek ve başka bazı yetkililer ile birlikte Moskova’da bir toplantı yapıyorlar. Bu dönemde Emniyet Müdür Yardımcısı Mehmet Emin Aslan, Bursa’ya yakın bir köyde oradaki karakol aracılığıyla mağdur çocuklardan birini buluyor ve çocuğun karakolda dilini jiletle kesip, “Sen kimi kime şikayet etmişsin” diyor. Biz dava zaman aşımına uğramasın diye şikayetlerimizde dosyaya çocuğa yapılan tehdit ve işkenceyi de katmıştık fakat savcılar Selim Berna Altay ve Zekeriya Öz “soruşturmaya yer yok” kararı vererek dosyaları kapattılar. Hollanda’da yaptığımız müracaatlar üzerine bir sorgu hakimi ve başka bir savcı Türkiye’ye gidip Türk yetkililerle görüştüler. Ona dair yazışmalar elimizde mevcuttur. İki ayrı hakim hazırladıkları tutanaklar da diyorlar ki; “Bizim Adalet Bakanımız bizi çağırdı. Hollanda Adalet Bakanı ile görüştüler ve bizim verdiğimiz kararı bize dikte ettiler. Bu kararın verilmesi gerektiği hususunda anlaşmışlardı.” O dönem Adalet Bakanı olan Sadullah Ergin, Hollanda Adalet Bakanı ile söz konusu iki hâkim yanındayken görüşüyor. Ergin, “Bu davayı soruşturmaya yer yoktur diye kapatacaksınız.” diyor. Çünkü Hollanda sorgu hâkimi Türkiye’de adlarını söylediğimiz birçok kişinin ifadesini alacaktı. Anılan tanıklar yasaya göre her zaman dinlenebilirdi, kaldı ki zaman aşımı söz konusu olamazdı, şikâyetlerde yeni oluşan suçlar da vardı. Mağdurun dilinin kesilmesi ve kendisine işkence yapılıp tehdit edilmesi yeni oluşan suçlardı.

Türkiye ve Hollanda devletlerinin bu çirkinliği AK Parti iktidarından önce yaptıkları bir gerçektir. O zaman iktidarda Mesut Yılmaz, Tansu Çiler, Süleyman Demirel ve CHP vardı. Ama ört pas edilmesi sürecinde AK Parti’nin tek başına rolü belirleyici oldu ve utanç verici bu durumun sorumlusu AK Parti iktidarıdır.

O dönemde olaylar sıralanırken, Hollanda’da bazı gazeteciler, ABD’den bazı gazeteciler, Türkiye de bazı Türk basını mensupları olaya geniş yer verdiler. Ancak Baybaşin’in davasında Kürt basını maalesef parmağını dahi oynatmadı. Bu da onların utancı olsun. Ve yine Hüseyin Baybaşin’in yargılanması sürecinde Türkiye’nin Hüseyin Baybaşin’i karalama propagandasına katılan bazı Kürt siyasi çevreleri; Londra Halk Evi denen dernekte, Medya TV'de, Özgür Politika’da ve birçok başka yerde Hüseyin Baybaşin'in aleyhinde birçok yalan ve iftiraya dayalı programlar yaptılar. Bu da onların ahlaki zafiyetlerinden kaynaklanıyor.