0
4

Joris Demmink denen Hollanda Adalet Bakanlığı müsteşarının işlediği mide bulandırıcı suçlar yeniden gündemdeyken, Hüseyin amcanın dile kolay tam 30 senedir siyasi rehine olarak tutulmasına neden olan bu kirli anlaşmalar da bir kez daha ortaya çıkmaktadır. Telefon notu, TBMM soru önergeleri, gazeteci Burhan Kazmalı’nın çalışmaları, ABD Helsinki Kongresi oturumu ve Demmink’in polis ifadeleri bir araya gelince, bu kirli oyunun tam resmi çizilmektedir.

Türkiye ve Hollanda arasında yapılmış bu anlaşma, Joris Demmink denen sapığın pisliklerini örtbas etmek için Hollanda’da adaletsiz şekilde yargılanıp alıkonulan Hüseyin amcanın dava dosyalarını ve kanıtlarımızı, bilgi kirliliğine engel olmak adına yeniden yayımlamamızı zorunlu kılmaktadır.

Telefonica Memo Belgesi
Hollanda Adalet Bakanlığı’nın resmî evrakı olan, 15 Temmuz 1997 tarihli “TELEFONICA Memo” belgesi; amcanın sığınma başvurusunun iadesi hakkında Bay Ruyters ile B. Gradussen arasında yapılan konuşmayı kayda geçirmektedir. Belgede şu ifade yer almaktadır:
“Baybaşin davası, Türkleri başka bir dava için bir şey yapmaya zorlamak üzere baskı unsuru olarak kullanılıyor.”
Bu ifade, doğrudan Demmink’in pislikleriyle bağlantılıdır.
Link: https://hsbaybasin.com/belgeler/

Tanık Polis Memuru Mehmet Korkmaz’ın ifadesi
Demmink, 1990’lı yıllarda Türkiye’ye resmî ziyaretlerde bulunurken; bu çocukları koruması gereken Türkiye terör devletinin koruma polisleri tarafından Topkapı surlarından kaçırılan 12–14 yaşlarındaki sokak çocukları, Akgün Oteli’nde Demmink sapığının odasına götürülmüştür. Demmink denen bu sapık, savunmasız çocuklara tecavüz ederken kapıda nöbet tutulmuştur.
Link: https://youtu.be/UvdvdUMw-9U?si=TTQMf_37nutoORVf

Biz bu foyayı, Adalet Bakanlığı’na ve dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’a belgeleriyle ilettik. İstanbul’da iki kez, Diyarbakır’da bir kez suç duyurusunda bulunduk. Savcılık makamları ise “soruşturmaya gerek yok” diyerek dosyayı kapattı. Dosya sürdürülmek istenirken, dönemin Adalet Bakanı Cemil Çiçek ve diğer adalet bakanları bizzat devreye girerek soruşturmanın kapatılmasını sağladı.

Adalet ve İçişleri Bakanlığı’na şunu sormak gerekir:
Her gün haktan, hukuktan ve adaletten bahsediyorsunuz; her gün “Türkiye bir hukuk devletidir” diye açıklamalar yapıyorsunuz. Peki bu korumasız çocuklara yapılan tecavüzler ve iğrençlikler, sizin ahlak ve hukuk anlayışınızın nişanesi midir?

Bu suçlar, namussuzluklar ve kahpelikler Türkiye tarafından Hollanda’ya bir şantaj aracı olarak kullanılmıştır. Karşılığında Hüseyin Baybaşin, tarafsız uluslararası adli bilişim (forensics) birimleri tarafından uydurma olduğu kanıtlanmış suçlarla ömür boyu hapse mahkûm edilmiştir (kurmaca telefon kayıtları).

Zeynep Cager Röportajı
Bu not, baskı unsurunun Hüseyin Baybaşin davası olduğunu açıkça göstermektedir. Zeynep Cager röportajlarında bu belgeyi gösterdiği gibi, biz de bunu yıllardır anlatıyoruz. O röportajlarda, bu evrakın nasıl bir anlaşmanın parçası olduğunun izahatı yapılmaktadır: Türkiye terör devleti, Demmink’in suçlarını örtbas etmesi karşılığında Hollanda’da Hüseyin Baybaşin’i rehin tutacaktır.
Link: https://youtu.be/PuuJ2mjSiTs?si=krUVcPx1xH29-saG

4 Ekim 2012 tarihli Helsinki Komisyonu Oturumu
“Çocuk Cinsel İstismar Mağdurlarını Dinlemek” başlıklı brifingde; Hüseyin Baybaşin’in avukatı Adele Van der Plas, araştırmacı Klaas Langendoen ve bir mağdur tanıklık etmiştir. Van der Plas açıkça şunu söylemiştir:
“Demmink’in Türkiye’deki suçları, Hollanda’nın şantajla zorlanarak Baybaşin’in uydurma suçlarla mahkûm edilmesini sağladı; telefon kayıtları sahteleştirildi.”

Langendoen, Türkiye’de polislerle görüşerek kayıtların nasıl manipüle edildiğini doğrulamıştır. Komite Başkanı Christopher Smith şu soruyu sormuştur:
“Hollanda hükümeti şantaj mı edildi?”
Verilen cevaplar açıkça “evet”i işaret etmektedir.

Bir mağdur ise Demmink’in Amsterdam’da, kendisi 15 yaşındayken tacize uğradığını anlatmıştır. Bu oturum, Demmink’in suçlarını ve Hüseyin Baybaşin davası bağlantısını resmîleştirmiştir. Bu durum, ABD Temsilciler Meclisi üyesi Ted Poe’nun Erdoğan’a yazdığı mektupta da yer almıştır:
“Türk polisi Demmink’e çocuklar getirdi.”
Link: https://youtu.be/J1RbP-rxViA?si=DIWQ51tGQkb3_mZ-

Gazeteci Burhan Kazmalı’nın çalışmaları mağdurların sesi olmuştur.

Kazmalı, Demmink’in Türkiye’deki tecavüz suçlarını araştırmış ve mağdurlarla röportajlar yapmıştır.
Link: https://x.com/i/status/1996501562420523470

2007 yılında eski İstanbul Emniyet Müdürü Necdet Menzir ile yaptığı görüşmede Menzir şu ifadeyi kullanmıştır:
“Demmink, 1995–2000 yılları arasında Türkiye’ye farklı isimlerle geldi ve polis koruması aldı. Çocuklar Topkapı’dan alınıp otellere götürüldü.”

Kazmalı bu mağdurların ifadelerini yayımlamış; ancak 2012 yılında kahpece bir saldırıya uğramış, bilinçsiz hâlde bulunmuştur. Bu açıkça gerçeği susturma girişimidir. TBMM soru önergelerinde Kazmalı’nın haberleri ihbar kabul edilmiş; ancak soruşturma zaman aşımı gerekçesiyle kapatılmıştır.

TBMM belgelerinde Nusrettin Maçin’in Adalet Bakanı’na sorduğu sorular her şeyi özetlemektedir:
– Demmink neden iade edilmiyor? 
- Baybaşin ve Demmink davaları arasında nasıl bir ilişki var?
Cevap yoktur; çünkü örtbas vardır.
Lahey Mahkemesi Türkiye’den adli yardım talep etmiş; ancak bu talep zaman aşımı bahanesiyle reddedilmiştir. Bu durum, yapılan anlaşmanın açık bir kanıtıdır.
Link: https://cdn.tbmm.gov.tr/KKBSPublicFile/D27/Y4/T7/WebOnergeMetni/79901d14-0df1-4898-99f3-7961ef03ebe6.pdf

Buna bağlı olarak savcı Murat Gök’ün ölümü de dikkat çekicidir.
2012 yılında evinde ölü bulunmuş, “karaciğer yetmezliği” denilmiştir. Oysa Gök, yolsuzluk ve çocuk istismarı operasyonlarını yürütüyordu. Barbaros Operasyonu kapsamında 20’den fazla şüpheliyi tutuklamıştı. Zamanlaması elbette ki aşikârdır. Sonrasında atanan Selim Berna Altay ise “kovuşturmaya yer olmadığına” dair karar vermiştir.

Tüm bunlar bir araya geldiğinde tablo nettir:
Demmink’in sapkınlıkları Türkiye’de işlenmiş; Türkiye terör devletinin şantajıyla Hollanda otoriteleri adaletsiz biçimde sahte delillerle yargılama yapmıştır. Telefon kayıtları sahtedir, tanıklar tehdit edilmiştir, gazeteciler saldırıya uğramıştır.

“En sonunda, hiçbir şekilde hukuka uygun olmayan yargılamalarla 30 senedir burada yatıyoruz. Ama ben bugüne kadar boyun eğmedim; çünkü haklılığımı biliyorum. Bu zulmün bir gün kesinlikle sonuçlanacağına ve suçluların cezalarını bulacağına hep inandım. Çünkü itikadım sağlamdır, imanım sağlamdır, Xwedan’ıma inancım sağlamdır. Avukatlarım asil insanlardır. Basının bu süreçte bu konulara dikkatle yaklaşmasını dileriz.” – Hüseyin Baybaşin