Me gotiye bi navê xwedan; avakirina Yekîtiya Dewleta Kurdistan karê me ye.

0
524

Son dönemlerde Kürdistan’ımızın Rojava’sında gelişen olaylar, can sıkıcı olduğu kadar biz Kürtler için ciddi bir imtihan süreciydi. Bölgedeki hem yönetici komutanlarımız hem de siyasi yöneticilerimiz maalesef gerektiği gibi olumlu çalışmalar yapamadılar. Bir yıldan fazladır düşman davul zurna çağırarak “geliyorum” diyor; buna rağmen biz bir hazırlık yapamadık, düşmanlara gerektiği gibi cevap veremedik. Bu hiç hoş olmayan gelişmeler karşısında Kürt milleti yiğitçe, asilce davranarak ayağa kalkmasaydı; her tarafta protestolarla eylemler yapmasalardı, mitingler ve yürüyüşler düzenlemeselerdi, bugün Rojava’da bizim silahlı gücümüz kalmamış olurdu. Görüştüğümüz birçok Kürt dostumuz, sağ olsunlar, beklentilerimizin çok ilerisinde ciddi çalışmalar yaptılar. Hepsine zaten ayrı ayrı teşekkür etmiştik; ayrıca adlarını tek tek sayamadığımız, kendilerine doğrudan hitap edemediğimiz çok sayıda çevre de vardır. Ancak birçok dostumuz da bizden rahatsız oldular. Bu rahatsızlık benim şahsımdan değil; bu gelişmelerden ötürü sorumlu olan yönetici kardeşlerimizden kaynaklandı. “Durup dururken Halep niye terk edildi?” sorusu soruldu; bu ancak bir anlaşma sonucu olabilirdi. Ellerinde her türlü askerî imkân vardı. Kendileriyle birlikte olan ve onları sırtlarından hançerleyen Arap aşiretlerinin mensupları daha önce de benzer davranışlar içine girmişlerdi. Niye bunların önlemi alınmadı? Niye ittifak çalışmaları geliştirilemedi? Yoksa bazı çevreler, “Demokratik Türkiye istediğimiz gibi demokratik Suriye de istiyoruz; gidin Şam’daki terör yapısına teslim olun” mu dedi? Eğer böyle bir yaklaşım varsa, Kürt milleti bunu asla ve asla affetmez; biz de affetmeyeceğiz. Kürt milleti, kendi topraklarında, kendi welatında, kendi topraklarını yönetme hakkına sahiptir. Soydaşlarımız büyük çapta ve olağanüstü emekle etkinlikler sürdürmeselerdi, Rojava’daki bugünkü kazanımlar da kaybolup gitmişti. Bu yönüyle halkla iç içe olmak, halkın nabzından haberdar olmak, halkın yaptıklarına ve verdikleri emeklere saygıyla teşekkür etmek, her Kürt bireyinin—özellikle de siyasi temsilcilerin—sorumluluğudur. Bu yaklaşımı yeterli düzeyde göremedik. Ama tekrar söyleyelim: Kürt milletinin Rojava’ya destek amacıyla organize ettiği yürüyüşler, mitingler ve etkinlikler için kendilerine saygıyla teşekkür ediyor; emeklerinin önünde saygıyla eğiliyoruz. Sağ olun, var olun. Ancak şimdi çok daha önemli bir durumla karşı karşıyayız. İran’daki gelişmeler, çok daha duyarlı davranmamızı gerektiriyor. Bu süreçte Kürdistan’ımızın Rojhilat bölgesindeki siyasi ve askerî soydaşlarımız ile temsilcilerimiz, orada Kürt milletinin topraklarını ve varlığını nasıl koruyacaklarını, devlet yapılanmasını nasıl organize edeceklerini, bunun için hangi ittifakları kuracaklarını ve milletle nasıl dayanışma içinde olacaklarını milletimize söylemelidir. Bu hafta sonuna kadar İran’da savaş başlamazsa, demek ki önemli çalışmalar ve hazırlıklar henüz tamamlanmamıştır. İran’ın yöneticilerinin çoğu şimdiden büyük servetlerini yurt dışına çıkarıyorlar. Bazıları hakkında bilgimiz var: Katar üzerinden, başka ülkeler üzerinden; bazıları da Türkiye üzerinden servetlerini İran’dan kaçırıyorlar. Onlar da sonlarının ne olacağını görüyorlar. Dileriz ki Cumhurbaşkanı Pezeşkiyan, bu süreci çok mantıklı, çok akıllı ve uluslararası kamuoyuyla iş birliği çerçevesinde, az can kaybıyla atlatır. Ama rejim değişecek; bunun bilinmesi lazım. Bu rejim ve elindeki nükleer silah, uluslararası kamuoyu tarafından kabul edilmiyor. Bu, Türkiye için de bir tehdittir. Türkiye’de bunun kabul edilmemesi gerektiği saftadır. Diğer taraftan birçok çevre, Türkiye ile birlikte yol yürümemiz gerektiğini öne sürüyor. Olabilir; o zaman Türkiye buyursun, “Kürt milletinin kendi toprakları üzerinde kendi devletini yönetme hakkı vardır ve biz de bunu destekliyoruz” desin; biz de her türlü görüşmeyi destekleyelim. Ama Kürt milletinin ulusal kahramanlarını ve kurtuluş mücadelesini veren cengâverlerini aşağılayıcı ithamlarla tanımlamaya devam ederse, Türkiye’de bizim işimiz kalmaz. Öte yandan Kürdistan topraklarını işgal eden zavallılar, barbarlar; kendileri bu kadar aşağılık olmasalardı, bugüne kadar Kürt milletine bu kadar zulmü sürdürmezlerdi. Pişkin pişkin sırıtırlar, pişkin pişkin tehdit ederler, pişkin pişkin kendi yaptıkları pisliği bizim asil insanlarımızın üzerine atarlar; sonra da biz onların emirlerine uyalım derler—cehennemin dibinde bile size yer olmayacak. Kürt milletinin kahramanları, Kürt milletinin hak ve hukuku ve Kürdistan devletinin bağımsızlığı için kan vermiş, can vermiştir. Kimse bunu göz ardı etmesin. “Kürdistan devleti istemiyoruz, Kürdistan bağımsız devletinin karşısındayız” diyen bir Kürt varsa, o Kürt düşmanıdır; bizim de düşmanımızdır. Herkes bunu böyle bilsin. Özellikle milliyetçi soydaşlarımızdan saygıyla rica ediyoruz: Bu dönemde size çok acil ihtiyaç vardır. Bu dönemde hem milliyetçi bilgiyi, kültürü ve inancı geliştirmek; hem de Kürt olup Kürtlüğe düşmanca tavır içinde olanları teşhir etmek ve onlardan hesap sormak, hepimizin görevidir. Diğer taraftan Türkiye terör devletinin bazı kurumları, kendi terörist militanlarını bazı ucuz kişiliklerle Avrupa’da Kürtleri birbirine düşürme oyunları oynuyorlar. Bu kirli oyunların hesabı çok net sorulur. Türkiye terör devleti böyle ucuz hesaplarla insanlarımızı birbirlerine düşman etmeye çalışıyorsa, insanlarımız da bunun bilincinde olup bu oyunları boşa çıkarmak için mücadele etmek zorundadır. Kimsenin üç kuruş hesabın ya da beş paralık bir kibirin peşine düşmeye hakkı yoktur. Düsseldorf’ta, bana yapılan zulmün teşhir edilmesi için bir etkinlik düzenlenmişti. İki tane piç—çok afedersiniz, iki tane kahpe dölü—gelip etkinliğe baskın yapmış ve öz yeğenime kurşun sıkmıştır. Bu itler cezalarının bedelini vermek zorundadır. Kim onların yanında durur, kim onları korursa, o da bizim düşmanımızdır; bunu böyle bilsinler. Aklı olan varsa, hem o kurşun sıkan köpekleri hem de onları korumaya çalışanları yetkili makamlara teslim etsin. Cezalarını çeksinler; ondan sonra konuşacaklarımız olabilir. Ama kimse bu olayı basit bir kriminal olay gibi göstermesin. Cevheri Güven denen köpek bu oyunları çok iyi oynuyor. Nereden talimat aldığını biz iyi biliyoruz. Bizi tanıyan bazı insanları da kirli oyunlara malzeme etmeye çalışıyorlar. Herkes hem haddini bilsin hem de bu olayların farkında olsun. Bunların hepsi—Türkiye’de Rojava’ya saldırılar, Kürtlerin Kuzey Kürdistan’dan mücadeleye son vermelerinin istenmesi ve buna karşı çıkanların etkisizleştirilmesi—birbirine bağlıdır. Herkes bunu çok iyi görsün. Biz haklı davamızda kazanmaya kararlıyız; kazanmak için yaşayacağız. Herkes bunu böyle bilecek. Asil soydaşlarımızın Rojava olayı davası ile ilgili gösterdikleri duyarlılık ve eylemsel mitingleri, yürüyüşleri tabii ki saygıyla ve takdirle görülmelidir. Bu süreç çok daha fazla önemlidir. Özellikle yurtsever, vatanperver, welatparez, milliyetçi soydaşlarımızın çok aktif rol almaları gereken bir süreçteyiz. Milletimizi seviyorsak, welatımızı bağımsızlaştırmak istiyorsak bu süreçte aktif olmalıyız. İran’da rejim değişecek ve çalışmalar budur. Bu kararın değişmesi mümkün görünmüyor. Dolayısıyla milliyetçi soydaşlarımıza, welatpârez soydaşlarımıza ayrı ayrı selam ve saygılarımı gönderirken, bu süreçte aktif olmaları gerektiğini tekrarlıyorum. Özellikle de Kurd olup da Kurdler adına siyaset yaptığını söyleyen ve verimsizlikle yaşamlarını sürdürenleri, özellikle kurdi Kurdistan davasını kendi çıkarları için malzeme yapanların hepsini teşhir edelim. Hepsine tek tek uyarılarımızı yapalım. Rojava davasıyla ilgili her türlü fedakârlığı yapan asil soydaşlarımıza sürekli olarak saygıyla teşekkürlerimizi iletmenin yanı sıra, bu süreçte de duyarlı ve alarm durumunda olmalarını diliyorum. Kendilerinden ricamızdır: kurdi Kurdistan davası Kurdlerin davasıdır ve bağımsız devlet yapısını oluşturmak yalnızca biz Kurdlerin işidir. Kendi welatımızı kendimizin yönetmesi bizim haysiyet, şeref borcumuzdur; Kurdluk borcumuzdur, görevimizdir. Bunları unutmayalım. Saygıdeğer milliyetçi welâtparez soydaşlarımızdan tekrar ve ısrarla ricamızdır: bu süreçte hep ayakta olalım, hep duyarlı olalım. Milletimizin hak ve hukuku için çalışalım, birbirimize yol gösterelim; hata yapanlara, yanlış yapanlara da uyarıda bulunalım, neler yapmaları gerektiğini söyleyelim. Bu süreç kurdi Kurdistan davası için çok hassastır. Özellikle bilinmelidir ki “Kurdlere bağımsız devlet lazım değil” diyenlere, “Kurdlere bağımsız devlet istemiyoruz” diyenlere, “Kurdlere bağımsız devlet verilmesine karşıyız” diyenlere biz düşmanız. Bunun net olarak görülmesi lazım. Biz kendilerini isimleriyle tamamen teşhir ederiz; bu bilinsin. Kurd milleti kendi topraklarında kendi welatını yönetme hakkına sahiptir ve biz bunu sağlayacağız. Her milliyetçi, onurlu, haysiyetli, şerefli Kurdun görevi budur. Me gotiye bi navê xwedan; avakirina Yekîtiya Dewleta Kurdistan karê me ye. Ya bî xêr.